ÇANAKKALE

 

 ÇANAKKALE

"Çanakkale’yi bir asker olarak anlatmak imkânsızdır. Çelikten, manevî kudretten, vatan aşkından bir insan yapısı ne demektir? Bu sualin cevabı işte şu gösterişsiz, mütevekkil ve sessiz Anadolu çocuğunun kendisiydi. Tarih kitaplarında Türkler için okunanlar, hatta onlarla döğüşenlerin anlattıkları hikâyeler, hâkikati ifâdeden âcizdirler. Saadet Türklerle beraber aynı safta döğüşmekteydi. Bu şerefi ömrümün sonuna kadar taşıyacağım

Liman Von Sanders

  

 

Mustafa Kemal, bu muhârebede Türk askerinin hâlet-i rûhiyesini de şöyle ifade eder: "Biz kişilerin kahramanlık sahneleriyle ilgilenmiyoruz. Yalnız size Bombasırtı hâdisesini anlatmadan geçemeyeceğim. Karşılıklı siperler arasında mesafemiz 8 metre, yani ölüm muhakkak…Birinci siperdekiler, hiç biri kurtulamamacasına kâmilen düşüyor. İkinciler onların yerine geçiyor. Fakat ne kadar gıpta şayan bir soğukkanlılık ve tevekkül biliyor musunuz? Öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor, hiç ufak bir korku ve endişe bile göstermiyor, sarsılmak yok. Okumak bilenler ellerinde Kur’an-ı Kerim, Cennet’e girmeğe hazırlanıyorlar. Bilmeyenler kelime-i şahadet getirerek yürüyorlar. Bu Türk askerindeki ruh kudretini gösteren hayrete değer ve tebrike yaraşır bir misaldir. Emin olmalısınız ki, Çanakkale Muhârebesi’ni kazanan bu yüksek ruhtur

Mustafa Kemal Paşa’nın Çanakkale’de söylediği bu sözlerin, Başkomutanlık Meydan Muhârebesi sırasında tekrar lâyık-ı vechile ifa edildiğini ve düşmanı denize dökmeden istirahate mahal olmadığı anlayışı ile tekrar tezâhür ettiğini görürüz. Zafer münâsebetiyle Mustafa Kemal Paşa şunları söylüyordu: "Askere istirahat emrediyorum. Asker dinlemiyor ve İzmir’de istirahat ederiz mukâbelesiyle cenk ediyorlar !

 

Çanakkale savunması ile sadece payitaht kurtulmadı. Kurtarılan ezilen gururdu. İstiklâl Harbi’ni kazanan asil ruh, Çanakkale’yi geçilmez yapan aynı asil gururdur. Çanakkale, yaşamak isteyen bir irâde ile köleleştirmek isteyen bir kinin çarpışmasıdır.

“Harpte iki meş’um (uğursuz) şey vardır. Bunlardan biri taş duvara körükörüne yüklenmek, diğeri kuvvetleri birtakım ayrı ve bağlantısız harekata dağıtıp körletmektir. Biz bu iki ahmaklığı yapmanın tehlikesiyle karşı karşıyayız.”

İngiliz Başbakanı Asquith .

Çoğu yarı çıplak, yarı açtılar. Haftada bir öğün kemikli bir paça et verilebiliyordu. Nebat yağında haşlanmış buğday kırığı yiyorlar, sıhhi vasıflardan mahrum su içiyorlar, taş üzerinde yatıyorlar, güneşe, fırtınalara, soğuğa, yağmura karşı korunmamış siperlerde, çamur ve toz içinde günler geçiriyorlar. Fakat dünyanın bütün vâsıta ve imkânlarına sahip düşmanlarını buldukları zaman arslanlar gibi döğüşüyorlardı. Bu ne gösterişsiz, nümâyişsiz bir yurt sevgisiydi. Arkalarında fakir bir vatan toprağı duran bu insanlar savaş boyunca birer kahramandılar. Ölüme gülerek giden bir başka millet yoktur. Bu hasletleri sebebiyledir ki, hürriyetlerini en ağır bedelle ödüyorlar, esâret bilmiyorlardı.

 

“Ordunun yardımı olmaksızın Filo’nun başarı sağlayabileceği ümidine kapılmıştım; fakat şimdi bu işte müşterek bir harekatın zorunlu olduğunu anlıyorum.”

Churchill .

“Türkler, Çanakkale’yi zorlayan çağının en ileri tekniğine sahip güçler karşısına adeta bir kale gibi dikilmişlerdir.”

Churchill .

“Avrupa’da hizbir asker yoktur ki, bu ifadenin altını çiziyorum, Türklerle mukayese edilebilsin. Almanların müdafaada gayet iyi oldukları kabul olunabilir. Fakat siperlerde onlar dahi Türklerle kıyas edilemez. Misal olarak Gelibolu’yu zikretmek isterim. Orada bizim gemi ateşlerimizle büyük zayiata uğrayan kıtalar, Türk olmasalardı. Yerlerinde kalamaz ve derhal değiştirilirlerdi. Halbuki, Türkler, bütün muharebe müddetince yerlerinde kaldılar.”

General Tawshend

“Çanakkale Seferi, Türk milletinin eski kudret ve kuvvetini muhafaza ettiğini, can çekişen bir imparatorluk içinde kahraman bir milletin varlığını meydana koydu.”

General Fahri BELEN

 

“… Türk askerinin savaş ve dövüş hususunda haiz bulunduğu evsafın bidayette layikiyle takdir edilmemiş olması, Ingilizler için felaket olmuştur…. Türk askerinin ne yaman muharip olduğunu, Ingilizler kendileriyle dövüştükten sonra bittecrübe anlamışlardır.”

Ingiliz Generali Oglander

“Yenilmez Ingiliz donanmasının uğradığı akibetten komutanlar değil, strateji kurallarını ihmal eden devlet adamları sorumludur. Boğazlar ve Trakya bölgesinde altı Türk kolordusu varken, donanmayı tahkim edilmiş bir Boğaz’dan geçirmek ve Boğaz kıyıları işgal edilmeden beş tümenlik bir kuvvei seferiyeyi Istanbul’a getirmek planının şansı çok azdı.”

General Fahri BELEN

“Çanakkale Savaşları, Avusturalya ordusunun gelişimine birçok etkide bulunmuştur. İlk olarak Avusturalya ordusu kuvvetlerinin bir yabancı tarafından değil, bir Avusturalyalı subay tarafından idare edilmesini temin edecek bir uygulamaya başlanmıştır. Ve Çanakkale olayları, bu uygulamayı başlattı.”

Avustralyalı Yarbay D. M. HORNER

“Çanakkale Savaşları, savaşa İngiliz bayrağı altında katılan Yeni Zelanda’nın uluslaşma sürecine çok önemli katkılarda bulunmuştur. 1915’te Yeni Zelandalılar, kimliklerini İngiliz İmparatorluğu içerisinde tanımlamaktaydılar ve bağımsızlık kazanmak gibi istekleri yoktu.”

Yeni Zelandalı Prof. Dr. J. PHİLLIPS


“Çanakkale Savaşları, modern savaş tarihinde birleşik kara ve deniz savaşlarımn başlangıcı ve ilk örneğidir.”

Japon Prof. Dr. Em. Krg. Hideo MIKI

“Avrupa diplomasisinin çıkmazlarında ihtiyatla yolunu arayan ve Avrupa devletleri’nin birbirine düşmüş meclislerinde kendi lehinde fırsatlar kollamaya çalışan ürkek ve tereddütler içindeki Osmanlı, artık yerini, dimdik adeta mağrur ve kendine güvenen, kendi hayatını yaşamaya azmetmiş, Hristiyan düşmanlarına tam bir istihfafla bakan şahsiyete bırakmıştı.”

Alan Moorhead


Bir çok lise gibi Kayseri

             Erkek Lisesi de o yıl hiç mezun veremedi. Çünkü, bütün
             öğrencileri o yıl Çanakkale’de şehit olmuştu..

 

Alman Mareşal Limon Von Sandres

(5. Osmanlı Ordusu komutanıydı) şöyle diyor: “Bir asker için mutluluk denen bir şey varsa, Türklerle omuz omuza savaşmaktır diyebilirim. Fakir insanlardı, buğday kırığından yapılmış (bulgur) yemek yerler, çamur barınaklarda yatarlardı; fakat en modern silah ve araçlarla donanmış düşmanlarına karşı arslanlar gibi savaşırlardı… Bu insanların kalplerinde sadece ve sadece ulvî bir vatan sevgisi vardı. Ölüme onlar kadar gülemseyerek giden bir millet ferdi daha görmedim.”

 

 

Çanakkale Savaşları’na katılan ve bir kolunu  bu savaşta kaybeden Fransız Generali sözlerine “Fransızlar böyle  mert bir milletle savaştıkları için daima iftihar edebilirler!” diye başlayınca bir gazeteci bunun nedenini sormuş, Genaral de şöyle açıklamıştır: “Çünkü Türkler tam bir erkek gibi dövüşüyor ve savaş şartlarına riayet ediyorlar. Hiç unutmam, savaş sahasında dövüş bitmişti. Yaralı ve ölülerin arasında dolaşıyorduk. Az evvel aynı topraklar üzerinde Fransızlarla Türkler süngü süngüye gelip, her iki tarafta ağır zayiat vermişti. Bu sırada gördüğüm bir sahneyi ömrüm oldukça unutmayacağım:
Yerde bir Fransız askeri yatıyordu, onun yanı başında da bir Türk askeri vardı. Dikkat ettik, Türk askeri kendi gömleğini yırtmış, Fransız askerinin yaralarını sarıyor, kanlarını temizliyordu! Tercüman vasıtasıyla aramızda şu konuşma geçti.
– Niçin öldürmek istediğin düşmanına yardım ediyorsun?
Mecalsiz haldeki Türk askeri cevap verdi:
– Bu yaralanınca cebinden yaşlı bir kadın resmi çıkardı. Birşeyler söyledi. Dilinden anlamıyorum. Ama herhalde annesi olacak. Demekki onun bekleyeni vardı. Benim ise kimsem yok. Ölsem ne çıkar?  Onun için istedim ki, o kurtulup anasının yanına gitsin!…
– Bu asil duygu üzerine hüngür hüngür ağlamaya başladığımda, emir subayım Türk askerinin ceketinin yakasını açtı. O anda gördüğüm manzaranın yanaklarımdan sızan yaşlarımı dondurduğunu hissettim. Türk askerinin göğsünde, bizimkinden çok ağır bir süngü yarası vardı ve bu yaraya bir avuç ot tıkamış, kanamasına mani olmak istemişti. Az sonra ikisi birden öldüler. İşte, kendi temiz gömleğinden yırttığı bezlerle, kendi yarasından vazgeçip, düşmanının yarasını saran böyle bir kahraman milletle döğüştüğümüz için daima iftihar edebiliriz efendiler…”

“Çanakkale Müharebelerinde Türk ordusunun başında daha başlangıçtan itibaren orayı, üç kez ve yalnız kendi inisiyatifiyle kurtarmış olan Türk Başbuğu (Atatürk) bulunmuş olsaydı, bu gün tarih, bir Çanakkale Savaşı yerine, karaya ayak basmasıyla beraber, akim kalan bir Çanakkale teşebbüsünden bahsederdi.”

M. Şevki YAZMAN

“Çanakkale müdafaası, üç mucizeler muharebesidir Hali kurtardı; maziye hamaset ve azametini iade etti; vatanımızı bir vatanı ebedi yaptı.”

Sami Paşazade Sezai

 

“Çanakkale fecayi’ine (çok acıklı olaylarına) ait mesuliyetin, her iki taraftan hangisine ait ve raci olduğu keyfiyeti henüz tahakkuk edemediyse de, bahri hücumun (deniz hücumu) altında mündemiç (saklı) olan hakayik (gerçekler), o kadar basittir ki, bu hususta en müptedi (ilkel) olanlar bile bunu anlarlar.

Biz en müşkülü’l-icra (yapılması zor) harekete tasaddi ettik (başladık) ve esas noktalara dair maluunatı sahiha (gerçek bilgiler) elde etmeden evvel mutadımız (adetimiz) olduğu üzere, düşmanı hakir (küçük) görerek, böyle bir külfetli işe sarıldık. Neticedeyse, herkesin kabul ve itiraf edeceği bir hezimete, mağlubiyete uğradık ki, bunun izin, hiçte şikayete hakkımız yoktur.

18 Martta mağlup olduk. Bu bapta tevile felana (başka anlam vermeye falan) hacet yoktur.”

İngiliz Yazar Ellis Ashmit BARTLETT

 

RAHMETLE ANIYORUZ

 

Mordağlar

This entry was posted in Uncategorized. Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s