CENGİZ ÇANDAR VE BİR ROPÖRTAJ

Geçenlerde bir kitap okudum "Türkiye’de Aydinlarin Gözüyle Yahudiler"kitabın  yazari Lizi Behmoaras yazar Türkiyede bazı gazeteci ve yazarlarla konuyu görüşmüş yazmış.  Bunlardan biri de Cengiz ÇANDAR. Kitabin 224. safyasindan basliyor 235. safyasina kadar soru cevap şeklinde  devam ediyor. Ben bunları yorumsuz olarak sizlere aktarıyorum.

ÖNCELİKLE CENGİZ ÇANDAR’IN ÖZ GEÇMİŞİNİ Bİ HATIRLAYALIM

1948 yılında Ankara’da doğdu. İlkokulu Ankara’da, ortaokulu ve liseyi Talas, Kayseri ve Tarsus’ta tamamladı. 1970 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Diplomasi ve Dış Münasebetler Bölümü’nü bitirdi. Kısa bir süre ODTÜ İdari İlimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde asistan olarak görev yaptı.

68 kuşağı gençlik hareketlerine katılması ve Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğrenci Derneği Başkanı olarak faaliyetlerde bulunduğundan 12 Mart Askeri Müdahalesi’nin sakıncalıları arasına girdi. Yurtdışına kaçtı. Filistin direnişi çerçevesinde Şam’da, Beyrut’ta ve daha sonra sırasıyla Cenevre, Paris ve Amsterdam’da yaşadıktan sonra 1974 yılında Türkiye’ye döndü.

1976’da Vatan Gazetesi’nde dış haberler şefi ve dış politika yorumcusu olarak gazeteciliğe başladı. Gazeteciliğe, Türk Haberler Ajansı, Cumhuriyet, Hürriyet, Güneş, Sabah ve Yeni Şafak ile devam etti.

80’li yılların ilk yarısının önemli bir bölümünü Lübnan’da, defalarca gittiği İran ve Ortadoğu’nun diğer merkezlerinde geçirdi. 80’li yılların ikinci yarısında Doğu Avrupa’ya ve eski Sovyetler Birliği’ne yöneldi. 1991 ile 1993’teki ölümüne dek Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın özel danışmanı olarak görev yaptı.

1993-95 Bosna-Hersek başta olamak üzere Balkanlar’a yöneldi. Aynı yıllara Yeni Demokrasi Hareketi kurucu üyeliği yaptı. 1995 yılında Abdi İpekçi Barış ve Dostluk Ödülü’nü aldı. 1997-1999 arasında İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde Orta Doğu tarihi ve Orta Doğu politikası dersleri verdi. 1999-2000 yıllarını Washington’da ABD’nin önemli araştırma merkezlerinde geçirdi.

 
"Cengiz Çandar, yasaminiz boyunca çok sayida Türk Yahudisi tanidiniz mi?
 

– Tanidim elbet. Tarsus Amerikan Koleji mezunuyum, bir sürü Yahudi sinif arkadasim vardi, Iskenderun’dan, Mersin’den gelen… En samimi dostum da Yahudidir.
 

"Hangi konumda görüyordunuz onlari?"
 

– Bizler çogunluk onlar azinlikti ama bu bana hiç aykiri degildi.
 

"Çandar adini tasimaniz, Osmanli Devleti’nin ilk yillarinda önemli bir rol oynamis Çandarli’lardan gelmenizden. Bu yüzden kendinizi katiksiz Türk hissediyor musunuz?"
 

– Yok canim. Çandarli sülalesi bes yüz yil öncesine uzaniyor. Yani karma karisik olmus. Ben kendimi esasen Rumelili sayarim. Anne tarafim Selanikli, muhtemelen dönme. Annemin akrabalari, Istanbul’da Valikonagi’nin önemli bir bölümünü isgal ederlerdi. Çocukluk yillarimda onlari ziyaret ederdim; ve hepsi, kuzenlerim, teyzem, annem bile karikatürlerdeki Rasel’lere, Salamon’lara uygun tiplerdi. Selanikli bir kültürle büyüdüm. Dedem bana Sabetay Sevi’den bahsederdi. O yüzden ortalama bir Türk’ten farkli olarak Yahudi mitosuna iliskin bilançaltima yerlesmis bilgiler var. Çok tipik bir örnek sayilmayabilirim söylesiniz için.
 

"Çandarli’lik ikinci planda mi kaliyor?"
 

– Duruma göre degisir…
 

"Ne yani, Salom Gazetesi için mi Selanikli kimliginizi vurguluyorsunuz." (Gülmeler)
 

– Hayir onu demek istemiyorum. Selanigi alan zaten Çandarlilar. Baba tarafindan kökü buldugunuz noktada evet Türk’üm, ama Rumeli fütühatinin basini çeken zaten Çandarlilar…
 

"Az önce onlar azinlik, bizler çogunluktuk dediniz lisedeki Yahudi arkadaslariniz için.. Sizi ayiran sadece din miydi?"
 

– ‘Cemaat zihniyeti’! Ayri bir ‘cemaat’ teskil ediyorlardi.
 

"O ayri oluslarini siz nasil algiliyordunuz?"
 

– Kendi aralarinda daha siki iliskiler içindeydiler. Hepimiz arkadastik tabii ki, problemli bir iliskimiz yoktu ama okulumuzun Yahudileri kendi aralarinda daha arkadastilar.
 

"Azinlik nedir sizce?"
 

– Bugünkü bana mi soruyorsunuz?
 

"Bir çok size; çocuklugunuzdan bu yana size."
 

– Yine de cevap verecek olan bugünkü ben: Degisik ülkelerden degisik azinliklarin içinde bulundum. Çok net bir cevabim var… Azinlik olmak dünyanin en zevksiz durumudur. Bir azinlik toplulugu kadar iç burkan, kendi içine dönük yasamak zorunda kalan bu zorunlulugu yüzünden bir anlamda hastalikli olan topluluk yoktur. Bütün kendi içine kapanan ve kozmopolitizmden uzak yapilar gibi bir yigin hastalik üretiyor; ayrimciliga ugramak, öyle bir sey olmazsa bile bunun endisesini tasimak son derece zevksiz bir sey; azinlik bunun yükünü fazlasiyla tasiyor.
 

"Ne dersiniz, Türkiye Yahudileri bu çizdiginiz azinlik portresiyle örtüsüyor mu?"
 

– Tam degil; Yahudilerin Türkiye’deki varligi ilginç bir geçmise dayaniyor: Kucak açilmis gelmisler. Turgut Özal’in verdigi misal çok çarpici… Sofu Beyazit lakabini tasiyan II. Beyazit, Yahudilere, bu sofu lakabindan beklenmeyecek ölçüde kucak açmis ve açik görüslü davranmis. Hatta, Yahudileri ülkesinden kovan Aragon Krali Ferdinand için, ülkesindeki büyük bir zenginlikten yani Yahudilerden vazgeçip, onlari Osmanli Devleti’ne hediye ettgi için budala sifatini kullanmis. Özal, bu örnegi verdikten sonra, açik yüreklilikle sunu söylüyor: ‘Simdi laik ve modern Türkiye’de 500 yil öncesine benzer bir durum olsa, ayni hosgörünün, Sofu Beyazit’in Yahudilere gösterdigi hosgörünün ve açik görüslülügün geçerli olacagindan hiç mi hiç emin degilim…’ Bunu, bir özelestiri olarak dile getiriyor.
 

Yahudilerin Osmanli’da ve Türkiye’de geçmislerine bakacak olursak, hiç sorunsuz kabul edildiler, hep öyle yasadilar ve daha sonra imparatorlugun çözülüs döneminde, Rumlar ve Ermeniler milliyetçi akimlarin etkisi altinda isyankâr bir konuma kaydigi zaman, Yahudiler hiç bu konumda yer almayip çogunluk toplumla ve devletle tam bir bütünlesme içinde olmuslar; o bakimdan Türkiye’deki Ermeni ya da Rum azinligin durumundan bir hayli farklidir Yahudininki.
 

"Türk Yahudi toplumundan sanatçi, edebiyatçi, bilim adami vs… gibi bir ünlü çikmadigi görüsüne katiliyor musunuz?"
 

– Türkiye’de okuyanlardan çikti: Ben Gurion, Ben Zvi…
 

"Ama edebiyatçi, sanatçi?.."
 

– Sefaradlarin genel meselesi galiba bu. Dünya çapinda büyük edebiyat figürleri sanatçilar, müzisyenler genellikle Askenaz’dirlar. Bu da çok paradoksal bir durum çünkü, Yahudi tarihinin bütün aci olaylari, pogromlar, temerküz kamplari… hepsi Askenazlarin bulundugu toplumlarda cereyan etti. Sefaradlarin çogunlukta bulundugu Islam topraklari diyecegimiz topraklarda tarih boyunca esasli bir ayirimcilik olmadi. Ama oradan da parlak kisiler çikmadi. (Gülüyor) Gerçekten çok paradoksal!..
 

"Belki de Islam kültürüyle bütünlesemediler…"
 

– Olabilir. Ama benim kendi saptamam su ki Islam’la Yahudilik arasinda, Islamla Hiristiyanlik arasinda oldugundan çok daha fazla yakinlik vardir ritüellerde. Islamda bir Yahudi düsmanligi yok.
 

"Ama köktendincilerde var…"
 

– Yalnizca köktendinci akimda var. Israil’le birlikte gelen bir sey. Israil öncesi de köktendinci cereyanlar vardi ama özel bir Yahudi düsmanligi yoktu. O biraz siyasi nedenlerden ve Arap Müslümanliginin desteklenmesiyle oldu.
 

"Nasil?"
 

– Belki aykiri bir laf olacak ama Türkiye’de tekkelerin Atatürk döneminde kapatilmasinin sakincasi oldu. Bunlar Osmanli Islamiydi, Islamin Türk anlayisiydi… Onlar kapatildiktan sonra Osmanli Islami yer altina çekildi ve Arap Islaminin etkisi altina girildi. Arap Islaminin etkisi altina girilince Arap/Israil sorunu Türk Müslümanlarina transfer oldu. Ve böylece, Türkiye’de Islami köktendinci teorilerinin besledugi, pompaladigi, öne çikardigi antisemitizm, Arap dünyasinin Israil’e tepkiselliginin dogrudan ürünü ve uzantisi halini aldi. Türkiye’deki antisemitizme bir de tarihi referans noktasi getirilmis…
 

"Nedir o tarihi referans?"
 

– Abdülhamit’in Theodore Herzl’in Filistin’de Yahudilere bir vatan verme teklifini kabul etmemesi! Bakin bu ne sonuçlar yaratti? Türkiye Cumhuriyeti’nden sonra yeni devlete egemen olan laiklik anlayisi, Islam karsiti bir konuma kaydi. Müslümanlari baski altina aldi, Ayni zamanda, Abdülhamit’e de, ittihatçi gelenegi nedeniyle düsmandi. Bunun üzerine, Islamcilar da, Abdülhamit’i savunmaya itildiler. Dolayisiyla, onun Theodore Herzl’e ‘Filistin’de bir Yahudi yurdu kurulmasi’ konusundaki red cevabi, Islamcilar için bir referans noktasi oldu. Islamcilar, giderek, antisemit bir konuma kaydilar. Oysa, Abdülhamit’in bu red cevabinda antisemitik bir yön oldugu kanisinda degilim.
 

"Bu, tarih içinde Yahudilerin Osmanli’dan bir toprak talebi gibi görülebilir mi?"
 

– Tam degil. O dönemde birkaç tane bellibasli devlet vardi: Ingiltere, Fransa, Rusya, Almanya, Avusturya-Macaristan ve Türkiye (Osmanli Devleti). Siyonistler yani Herzl ve arkadaslari, bu devletler arasinda Osmanli Devleti’ni, devlet yapisina hükmedebilecekleri bir yer olarak tespit etmis olabilirlerdi ve sanirim bu tespit yanlis degildi. Zira, Osmanli Devleti, muazzam dis borç yükü altindaydi. Osmanli maliyesi neredeyse çökmüstü ve Yahudiler ise, uluslararasi finans kurumlarina hakimdiler.
 

Toprak talebi… Evet, bu talep vardi ama karsiliginda ‘ödül’ de vardi. Filistin’de Yahudilere yurt karsiliginda, Siyonistler de, gerileyen ve çökmekte olan Osmanli Devleti’ni ihya etmeyi tasarliyorlardi. Nitekim, Abdülhamit, bu hesabi yaparak Theodore Herzl’le görüsmeyi kabul etmistir. Bu tür bir mali destege ihtiyaç duyuyordu. Theodore Herzl ile görüsmüs olmasi bile, Abdülhamit’in antisemit olmadigini ortaya koymaz mi? Peki, Herzl’in teklifini niçin reddetti? Reddinin gerekçesini de tahmin ediyorum: Esas tehlikenin o sirada Ingilizlerden geldigini sezerek, Ingilizlerin de en hassas noktasinin Hindistan yolu oldugunu bilerek, onlara karsi Pan-Islamcilik kartini oynamayi tercih etti. Filistin topragini Yahudilere terk etmesi bu karti oynamasini engellerdi. Bu yüzden olumsuz cevap verdi. Realpolitik oyunu oynadi.
 

"Türkiye’de antisemitizmin Islam kesiminde Israil/Arap sorununun transferinden kaynaklandigini söylediniz. Ya solcularda?"
 

– Hangi solcularda.
 

"Bilmem, herhalde asiri uçtakilerde… Hem siz hangi kesimde yer aliyorsunuz? Yani simdiki siz…"
 

– Ben ‘sui-generis’im. (Gülüyor).
 

"O ‘sui generis’ insan, Ortadogu meselesine nasil bakiyor?"
 

– Beraberinizde bir kaç teyp getirmeniz gerekirdi. Çok yönlü, çok karmasik, herkesi herhangi bir cevabin tatmin edemiyecegi bir soru bu. Çok genel hatlariyla, yüzeysellige düsme tehlikesini de göze alarak bir açiklama getireyim: Israil meselesine ben tarihte bir anomali hali gibi bakiyorum. Orada bir Yahudi devletinin kurulmasi bir fay kirigi! Haksiz ve gayri adil bir ‘entité’ler bir gerçeklik hali aliyor. Sanirim Israil de o hali aldi. Su anda Ortadogu’daki soruna, optimal çözüm Israil’in mesruiyeti ile mesruiyetini astigi noktanin bulunmasidir. Yani simdi Israil’in Bati Seria ve Gazze’deki yerlesik hali (her ne kadar Tevrat topragi gibi bir dini iddiaya dayandiriliyorsa) sosyolojik olarak,  demokratik olarak hiç bir haklilik arzediyor degil. Israil devleti kendi sinirlari içinde, kuruldugu yere riza gösterirse, o zaman sanirim Ortadogu sorunu, Israil’in mevcudiyetini de güvene altina alacak bir biçimde çözülür. Illerde ihtilaf yine olabilir, çatismalar çogalabilir, tarihe ipotek konmaz. Ama en azindan Israil’in mesruiyeti tartisilmaz hale gelmis olur.
 

"Israil disinda yasayan Yahudileri de Ortadogu sorunundan sorumlu tutuyor musunuz?"
 

– Elbette hayir. Israil siyasi bir olay kültürel ve dinsel bir olay degil."
 

"Ama bir din devleti.
 

– Tamam ama laik bir din devleti! Nasil bir din devletiyse, bir yandan da laik! O da ‘sui generis’…" (Gülüyor) "Kültürel ve dini boyutlar var elbette Israil’de, ama esas olarak bir siyasi durum sözkonusu. Yahudilik bir siyasi durum degil…. Insanligin bir parçasi Yahudiler… Bir kültür! Ve bulunduklari her ülkede de, entegre olsunlar ya da olmasinlar, o ülkenin yasaminda çok önemli tayin edici roller oynamislardir ve halen oynamaktalar. Dolayisiyla ben onlari Israil’le ayniyet halinde göremem.
 

"Bir kültürel bagin, yanisira Israil’i her yerde her durumda fikren savunmaya kadar giden bir baglilik görseniz de mi?"
 

– Bu söylediginiz tüm Yahudiler için geçerli degil…
 

"Türkiye Israil diplomatik iliskilerinin büyükelçilik düzeyine çikarilmasina ne dersiniz?"
 

– Size bir sey söyliyeyim: Bu iliskilerin büyükelçilik düzeyine çikarilmasinda görünmeyen en önemli rollerden birini oynayan benim. Bunun gerekliligini, kendisi Dis Isleri Bakaniyken Mesut Yilmaz’a defalarca söyledim. Es zamanda da, Filistin’le diplomatik iliskilerin seviyesinin yükseltilmesini önerdim. Bana etiket takiliyor, gazetecilikle bagdasmayan isler yaptigim söyleniyor… Bu, yakisiksiz isler yaptigim anlamina gelmiyor elbette ama gazetecilik sinirlarinin ötesinde siyasi kararlarin olusmasinda etkili rol oynadigim dogrudur. Türkiye-Israil iliskilerine gelince, her zaman için tezim su olmustur: Türkiye bir viraj aldi; 80’li yillardaki dönüsüm ve dünyada süre gelen degisikliklerle artik Kars/Ardahan ve Edirne sinirlari arasinda kendi kabugu içinde kendisini hapsedecek bir ülke olmaktan çikip bir bölge gücü rolü oynama sansina sahip olan bir ülkedir. Böyle bir ülkenin Ortadogu politikasinda da rol oynamasi sarttir. Ortadogu dünya gündeminin en üst siralarinda bir mesele; ayrica politikada söz ve rol sahibi olmayan bir ülke büyük ülke olamaz. Bunu yapabilmek için taraflara esit uzaklikta durabilecek bir konumda olmak lazim. Türkiye’nin bir Osmanli mirasçisi olarak buna imkâni vardir. Yahudilerin nezdinde yüz kizartici geçmisi yoktur. Sicili temizdir. Araplarin nezdinde baktiginiz zaman din kardesidir. Ispanya’ya hem Israil Basbakani hem Yaser Arafat gidebiliyor, Felipe Gonzalez ile görüsebiliyorsa ve… kiyamet kopmuyorsa; Mitterrand’i her ikisi de ziyaret edebiliyorsa, bir Mitterrand kadar, bir Gonzalez kadar asgari bir durusu bir ‘standing’i olmalidir Türkiye’yi yönetenlerin; ama bunun için Israil’le diplomatik iiskilerin yükseltilmesi vazgeçilmez bir sartti. Bir iç tepki ya da Araplardan gelecek dis tepkiyi engellemek için de Filistin temsilcisinin de düzeyinin yükseltilmesi lazim. Bunu 1988’den beri hem Mesut Yilmaz’a hem de Turgut Özal’a defalarca söyledim, ayrica yazdim…
 

"Türk Yahudilerinin ülkeye entegre olduklarini düsünüyor musunuz?"
 

– Eeh! Yani bir ayagi hafif disari duran insanlar.. Ayrica sayilari çok azaldi.
 

"Simdi sözcüklerin üzerinde anlasalim. Asimilasyondan söz etmiyorum. Ülke yasamiyla, ülkenin çikarlariyla yeterince bütünlesmisler mi? Entegrasyonla bunu kastediyorum."
 

– Asimilasyondan ayirarak konusuyorsak tabii… Söylediginiz anlamda entegre olmuslar. Jak Kamhi’yi, Alaton’u düsünün toplumun faal Yahudi isimleri olarak… Türkiye için, Türk toplumu için, Türkiye’nin çikarlari için oynadiklari rol Türklerin dörte üçünün oynadigi rolden daha önemlidir.
 

"Yahudi azinligin Türkiye’nin çikarlari için bir rol oynamasina nasil bakiyorsunuz?"
 

– Son derece olumlu bakiyorum. Mesela geçen yil 500. Yil kutlamalari çok önemli bir koz teskil ediyordu Türkiye’nin batidaki imaji açisindan. Ben iki önemli törende bulundum: New York’taki Gala gecesiyle, Istanbul’da Dolmabahçe’deki balo. Dolmabahçe olayi bizlerin pek ihtiyacini duydugu (ya da benim duydugunu düsündügüm) emperyal görüntü ve duygular bakimindan bugüne kadar gördügüm en mükemmel olaydi… ayni zamanda da Yahudilerin organizasyon gücünü, becerisini çok çarpici bir sekilde ortaya çikariyordu. O gün ben bu toplumun insani olmaktan iftihar duydugum ender durumlarin birini yasadim ve bu biraz Yahudilerin sayesindeydi.
 

"500 Yil Vakfi kutlamalarinin Türkiye’nin batidaki imajini düzeltmeye katkisi olduguna inaniyor musunuz?"
 

– Inaniyorum. Türkiye’nin Bati’da hayli haksiz bir imaji var. Müslüman olmayan toplumlara karsi barbarca davrandigi iddialarina hedef olmustur. Ve, bu, Türk insaninin ruhunu yaralamistir. Ciddi burukluklar yaratmistir. Bazen de irrasyonel tepkilere neden olur. O anlamda Yahudilere 500 yil önce kucak açilmasi, o devirden bu yana hiç bir ciddi sorunla karsilasmamalari çok önemli.
 

"Ciddi bir sorun oldu ama… Varlik Vergisi."
 

– Varlik Vergisi Yahudiler için degil bütün gayri müslimler içindi.
 

"Ama irkçi bir yaklasimdi."
 

– Elbette. Ama münhasiran antisemit bir hadise degildi. Gayri müslimleri hedef aldigi ölçüde Yahudiler kendilerine düsen payin zararini çektiler. Mesele oydu, ama pogromdu, temerküz kampiydi… bunlar olmadi.
 

"Dogrudur olmadi. Ne var ki Bati hâlâ Ermeni ve Kürt davalarinda önyargili davraniyor. Ermeniler ‘soykirim’ oldu diye iddialar ortaya atiyorlar… Özellikle Fransa’da ve ABD’de inandirici olmayi basariyorlar. Ama istedikleri kadar degil."
 

– Bu biraz Yahudilerin tutumundan kaynaklaniyor.
 

"Yahudilerin tutumundan mi?.."
 

– Yahudiler ‘genocide’ kelimesinin ‘ayricaligi’ni kaybetmek istemiyorlar. ‘Holocaust’, ‘Genocide’ gibi kelimeleri, Ermenilerle de paylasmaktan yana gözükmüyorlar. Örnegin, Amerika’dan biliyorum, Ermeniler, ‘Holocaust Komiteleri’ne dahil olmaya çalisiyorlar. Kismen de oldular. Bu manzara, Yahudi topluluklari tarafindan pek sempatiyle karsilanmiyor. Iki çile çekmis ulus ve dolayisiyla bunlarin arasinda dogal dayanisma olmasi gerekir kavramlarina, Yahudiler, pek sicak yaklasmiyor. Tam tersine, Yahudiler, bunlar da nereden çikti, gibi bir tavir içindeler. Eger, Ermenilere arzuladigi destegi verselerdi, Türkiye’nin Türklerin Bati’daki imaji bugünkünden kat kat beter olurdu…
 

"Sizce neden bu ‘ayricaligi’ kendilerine saklamak istiyorlar?"
 

– Yahudilik ‘ayricalik’ gerektiren bir sey de ondan. Yahudiligin dokusunda var. Vaadedilmis topragin bulundugu, anadan geçtigi için, ilkelerini kabul etseniz de asla Yahudi olamiyacaginiz, özünde, irkçi demeyeyim…
 

"Oldu olacak irkçi deyin."
 

– Hayir irkçi demiyecegim. (Gülüyor) Dedirtemezsiniz. Fazla ‘exclusive’ bir din. Hepsi bu.
 

"Diger dinleri de kabul etmez. Oysa Islam tam tersine…"
 

– Eh, sizi imama götürüp Müslüman yapalim.
 

"Bakin bu imkânsiz, çok Yahudi’yim."
 

– Hiç kuskum yok, bütün Yahudiler çok Yahudidir. (Gülüyor).
 

"Antisemitizm nedir sizce?"
 

– Semitizmin ürettigi bir kavram. Caydiriciliga meydan veriyor.
 

"Sizce niye böyle bir kavram olusmus?"
 

– Vallahi, enkizisyon ve pogromlar buna zemin yaratmis, fakat bunu Yahudiler zamanla kullanmis.
 

"Nasil kullanmislar?"
 

– Hoslarina gitmeyen ne söylerseniz buna hemen ‘antisemitizm’ demeye hazirlar; Yahudilerin dünya finans çevrelerindeki ve medyalardaki hakimiyeti nedeniyle ansitemit damgasini yiyen bir daha toparlanamaz hale geliyor. Bu çok ürkütücü bir sey.
 

"Yahudilere has bir kafa yapisindan mi kaynaklaniyor?"
 

– Bence evet. Ama, bu da paradoksal bir budur; çünkü zaaf ayni zamanda bir güç teskil ediyor. Kendi içinde son derece kuvvetli bir dayanismaya sahip olan, gayet kolay mobilize edilebilen ve bunu kendi genel amaçlari için son derece etkili bir sekilde kullanabilen bir toplum.
 

"Gelelim isim babaligini yaptiginiz Neo-Osmanli akimina. Okurlari bu konuda biraz aydinlatir misiniz? Neo-Osmanli kavramina uygun sistemde Yahudilerin yeri ne olabilir?"
 

– Ben bu sözcügü birkaç kez kullandim. Bazi makalelerimin içinde geçti. Simdi neredeyse bir akim halini alacak.
 

"Ama siz bu akimda misiniz, degil misiniz?"
 

– Canim elbette. Bu akimin isim babasi olarak buna mecburum artik. Kaçaman! (Gülüyor). Bir girizgahi sunu söylemek açisindan yapiyorum: Bu, Neo-Osmanlilik, çok sistematize edilmis bir düsünce akimi degildir. Bir genis siyasi akim haline gelecek olgunlukta degil henüz. Neo-Osmanlilik’ta dizayn edilmis birsey yok. Hatta akimdan ziyade bir tavir, bir yaklasim bu. Dolayisiyla, öyle sistemlestirilmis, iç örgüsü kurulmus bir akim haline gelmedigine göre, ‘Yahudiler bunun içine nasil oturtuluyor’ veya ‘Bu akimin neresine yerlesiyor’ diye, sanki düsünülmüs, tasarlanmis bir sey varmis gibi, bundan söz etmek anlamli degil. Ama, mantigi itibariyla, Osmanlilik ‘kozmopolitizm’i ifade ettigi anlamda, elbette, Yahudiler de, bu akimin içine yerlesir…
 

"Su sözettiginiz akim Islam temeline dayali… öyle degil mi?"
 

– Islam temeline su anlamda biraz dayali. Islam, Türk olmayan fakat Osmanli döneminde imparatorluk sinirlari içinde yer almis degisik etnilerin olusturucu, birlestirici bir tutkal olmasi anlaminda önemlidir bu akimin içinde. Örnegin su anda Türkiye’de Kürtlerle olan ayrilik noktasi etnik farklilik ve o farkliligin yol açtigi milliyetçiliklerin bir çatismasi. Birlestirici unsur ise Islam. Bu örnek Bosna-Hersek için de geçerli…
 

"Ama sisteminizde Yahudi ya da Hristiyan dininden olup Osmanli topraklarinda yasamis etnik gruplara yer yok gibi geliyor bana."
 

– Islam esaslarina dayali bir devlet doktrini sözkonusu degil. Tekrar ediyorum Islam birlestirici unsur olacak; bir de su var Türkiye Cumhuriyeti, redd-i miras mantigiyla ve 19. yüzyil Avrupasi’nin ulus-devlet tipine göre kurulmus oldugu için, onun getirdigi laik zihniyeti, biraz Fransiz devriminin jakobenliginin alaturka yorumunu benimsemis, Islami tümüyle Türk deger sisteminin disinda tutmaya yönelmis. Oysa bizim halkimizin ezici çogunlugu Müslümandir. Bu kendi deger sistemimizde yer alan bir unsur ayrica… dolayisiyla Islam, redd-i mirasi red anlaminda ortaya çikiyor.
 

"Buna saplanti diyeceksiniz ama sorumu yineliyorum. Müslüman olmayanlar saf disi kalmiyor mu?"
 

– Yoo hayir! Neo-Osmanlilik mülti konfesyonel (çok dinli ve mezhepli) ve mülti etnik (çok uluslu) bir yapiyi zaten sindirmeyi ön görüyor ve bu çerçeve içinde tabii ki gayri müslimler yer aliyor.
 

"Böyle bir sistem içinde ayirimcilik ortadan kalkar mi?"
 

– Umarim.
 

"Çünkü su anda var…"
 

– Yahudiler özel bir ayirimciliga tabi tutulmayacak kadar az sayidalar.
 

"Özel bir ayirimciliktan söz etmiyorum. Ama yüksek devlet memurlugunda, diplomaside vs… önlerine engeller çikabilir."
 

– Dogru. Haklisiniz! Bakin benim Neo-Osmanli kavrayisimda öyle bir sey yok en azindan. Bu tezden yana olan herkes öyle düsünüyor mu, çok emin degilim.
 

"Ya simdiki devlet anlayisinda?"
 

– Bakin Türkiye’yi ‘Özalyen’ bir sekilde Amerikan ölçeginde bir ‘melting/pot’ diye algilar ve öyle olmasini isterseniz o zaman Amerikan devletine bakin… En önemli devlet görevlerinde – o ülkeyi bütün dünyada temsil etme konumunda olan Disisleri Bakanligi dahil- Yahudilerin bulunabilecegini görürsünüz. Kendi toplumlarindaki Yahudilerinin entelektüel bakimindan yaraticiligindan, zenginliginden istifade etmis… Neo-Osmanli kavraminin en sonunda yol açacagi husus milliyetçilikten arinmis bir vatandaslik esasi üzerine birlesmisliktir.
 

Son bir soru:
 

"Ayirimcilik dediginiz sey neden kaynaklanir?"
 

– Ayniyet teskil etmiyenler arasinda olur. Din farkliligi otomatik ve objektif olarak ayirimciligin temelidir zaten. Az önce Türkiye’de dinsel azinliklarin maruz kaldigi ayrimciliktan söz etmistik. Bu toplumun zihni tertibinden de kaynaklanir. Amerikan toplumunun zihniyeti farklidir örnegin.
 

"Yani Türk toplumu bir Yahudi bakana örnegin zihnen hazir degil mi?"
 

– Hayir, degil ama… uzak da degil. Türkiye toplumu tuhaf bir toplum. Kolay ölçülere kaliplara giren bir toplum degil. Onun adina bir sürü laf ediliyor… ‘bunu kabul etmez, seçmez’… diye. Ama bu toplum kadar, yeni olan herseye inanilmaz bir adaptasyon gösteren, dünyada az toplum vardir. Simdi ilk anda, bu fikir muazzam bir reaksiyona sebebiyet verebilir; ama bir Yahudi bakan koyun… Bakarsiniz on gün içinde, sanki besyüz yildir o bakanlik Yahudiler tarafindan yönetiliyor dogalliginda kabul görür.
 

Cengiz Çandar’in deyimiyle ‘mobil’ bir söylesi gerçeklestirmistik. Sabah Gazetesi binasi uzak, pastaneler de gürültülü ve tiklim tiklim oldugundan, arabasiyla bir saat boyunca tur attik. Her sordugum soruda, yanit vermek için nazikçe basini bana çevirip gözlerini yoldan ayirinca dogrusunu söyliyeyim yüregim agzima geliyordu… Kendisinden, degisik görüsler almis olmanin yanisira, arabadan sag salim çikmanin mutluluguyla da ayrildim.

 
Türkiye’de Aydinlarin Gözüyle Yahudiler (söylesiler) Gözlem Gazetecilik Basin ve Yayin A.S. 
Istanbul 1992

 

Mordağlar@2008

This entry was posted in Uncategorized. Bookmark the permalink.

One Response to CENGİZ ÇANDAR VE BİR ROPÖRTAJ

  1. Unknown says:

    T_T 走过来瞧瞧~~~~

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s