TAYYİP ERDOĞANIN 3Y’Sİ

YOLSUZLUK , YOLSUZLUK YİNE YOLSUZLUK

 

Tayyip’in 3Y’si:
Yolsuzluk, yolsuzluk, yolsuzluk

Gün geçmiyor ki AKP ile ilgili yeni bir yolsuzluk olayı gündeme gelmesin. 3 Kasım seçimleri öncesi “3 Y ile mücadele edeceğiz” diyerek gelmişti Tayyip hatırlanacağı üzere ve bu sürekli kullanılan bir slogan olmuştu. Ama yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklarla mücadele konusunda gelinen durum, Tayyip’in ve AKP’nin yolsuzluklar kısmına fazlaca eğilip, kendilerini kaptırdıkları bir sürece dönüşmüş durumda.

AKP’nin ikinci dönemden itibaren faşist yüzünün Tayyip’te bizzat ortaya çıkması, Aydın Doğan’la kavgası, parti toplantılarında attığı “Hitlervari” nutuklar; Tayyip’in öfke sanatının altında yolsuzlukların da bu gürültüyle yürüdüğünü gösteriyor. “Kervan yolda düzülür” misali, Tayyip “yola devam” dedikçe, yolsuzluklar da devam ediyor.

Özellikle son dönem ortaya çıkan yolsuzluklara değinecek olsak da, AKP milletvekilleri ve bakanlarından yolsuzluğa bulaşmamış olanı bulmak git gide zorlaşacak gibi görünüyor. Mecliste 52 AKP milletvekiline ait zimmet, kalpazanlık, ihaleye fesat karıştırma, sahtecilik gibi suçlara ait 79 dosya bekliyor. Bekliyor, çünkü 3 Y’nin “yasaklarla mücadele” kısmı, Tayyip’in 3 Y’sinde “yasaklarla mücadele” kısmı da yolsuzluğa dönüşünce, yolsuzluğun güvencesi haline gelmiş durumda.

Bizzat Tayyip’in kendisi dokunulmazlık zırhına büründüğü için yargılanamıyor ve onunla ilgili zimmet, kalpazanlık, belgede sahtecilik, cürüm işlemek için teşekkül oluşturma gibi dosyalar da bekliyor.

Tayyip, “Tüyü bitmemiş yetimin hakkını yiyen bizden değildir” nutuklarını aklı estiği zaman atadursun, “bizden olma”nın şartlarını da dolaylı yoldan ortaya koyuyor aslında. Son dönemki faşizmin doruklarında gezen söylemlerinde “Kimse benim ve partim hakkında iddiada bulunamaz” diyen Tayyip şunu demek istiyor aslında: Biz yolsuzluk yaparız, kimse de bunu söyleyemez, yazamaz. Sorgulanmasına izin vermem.

Eğer kimse “kulağı olup duymazsa, gözleri olup görmezse” Tayyip ve şürekası da yolsuzluk yapmamış, sütten çıkmış “ak” kaşık olacaklar.

3Y’nin yoksulluk kısmına gelince… Yıllardır milleti bu duruma düşüren, ekonomik olarak içinden çıkılmaz bir yoksulluğun içine süren ve vatandaşı ekonomik kaygılar dışında hiçbir şey düşünememeye zorlayan Tayyip ve öncesinin sağ ve işbirlikçi siyaseti, seçim önceleri dağıtılan bir poşet erzak ve bir torba kömürle yoksulluğu ortadan kaldırıyor (!).

Ama, Tayyip’in yapmak istediği ve yoksullukla esas mücadelesi(!)nin sonuçları da yok değil. Tayyip’in esas başarısı, “bizden” dediklerinin geldiği daha doğrusu getirildikleri durum. Eş dost sayesinde “yoksulluktan” kurtulan bu kesim, faşizmle birlikte yeni bir burjuva tipinin türediğini gösteriyor.

Rengarenk ve portakal kokulu çeşitlerle türbanda bile yaratılan bir moda, geçtiğimiz haftalarda gazetemizde değindiğimiz sünnet töreninde oğlunu helikoptere bindiren, “İnşallah düğününde de F-16’ya bindireceğim” diyen bir AKP’li zenginin, bunun hemen ardından AKP’den milletvekili olmak istediğini söylemesi, yaratılan bu yeni tipin en açık göstergesi olmuştu.

Yoksulluktan Tayyip’e ne? O, zengin sınıfa bakıyor, onlarla siyaset yapıyor ama esas siyasetinin gelir kaynaklarını yaratıyor. Sırf Tayyip mi? Bahsettiğimiz gibi, gün geçmiyor ki AKP’li bir milletvekilinin, bakanın, belediye başkanının yolsuzluğu gündeme gelmesin. Hani vardır ya imam-cemaat olayı. İmam bir şey yaparsa, cemaat çok şey yapar mealinde olduğu gibi Tayyip kendisinin de dediği gibi imamsa, diğerleri de cemaat…

AKP’nin tüm yolsuzluklarını buraya yazmaya kalksak ne kadar yer tutacağını kestirebilmek epey zor. Burada da geçen haftalarda üzerinde durduğumuz son dönemki olaylara bakmaya başlayaduralım, gerisi de gelir sanıyoruz.

Onlar “yola devam” dediği müddetçe, kurulan yolsuzluk çarkı da tıkır tıkır işlemeye devam ediyor.

 

Çarkın ilk “Dişli”si

Son dönem gündemi muşgul eden Deniz Feneri davasından önce Şaban Dişli meselesini yeniden ele almak gerekiyor. Çünkü Dişli olayının en önemli özelliği yolsuzlukta bir çığır açması olmuştu. Yolsuzlukta bir ilk: Belgeli rüşvet.

Olayı kısaca hatırlatacak olursak, AKP Genel Başkan yardımcılığı görevinde bulun Şaban Dişli’nin Silivri’de bir arsa işi için yaptığı iş takipçiliği sonunda bir milyon dolar rüşvet alması ve bunun belgelerinin ortaya çıkarılmasıyla patlak veren bir yolsuzluk olayıydı.

Dişli olayında yolsuzluk o kadar barizdi ki AKP’liler bile Dişli’yi savunmakta zorluk çektiler. Olayın sonunda Şaban Dişli istifa etmek zorunda kalmıştı. Şimdi, Dişli’nin istifadan önceki son MYK toplantısında geçen konuşmalara baktığımızda bu bariz yolsuzluğun AKP’lileri bile savunmada çaresiz bırakan boyutunu çok rahat görebiliyoruz.

1 Eylül’deki AKP MYK toplantısında konuşulanların merkezinde, Dişli olayının epey sıkıntı yarattığını görüyoruz. “Her gittiğimiz yerde Dişli olayı nedir?” sorusuyla karşılaşıldığı ve konunun açıklığa kavuşturulması için Dişli dinlenmiş.

Dişli’ye sorular yönelten Grup Başkanvekili Nihat Ergün’ün iş takibi ve bir milyon dolar hakkında sorduğu sorulara Dişli’den bir cevap gelmemesinin ardından kaçak fabrika olayına gelinmiş. Tayyip de bu noktada dahil olmuş ve “Silivri’deki olay önemli. Onu bir kenara bırakalım. Ama bu fabrika ondan çok daha önemli. Böyle bir şeyi nasıl yaparsın?” diye sormuş. Arınç da “koltuğu bırak” mesajı vermiş.

Tayyip, ardından “Kendisiyle ben sonra görüşeceğim” demiş ve toplantı sonunda da Dişli’nin istifa dilekçesini almış.

Ancak bu kadar bariz bir yolsuzluk olayından sonra Dişli feda ediliyor. Oysa yolsuzluk dosyası olan bir sürü AKP’li bekliyor sırada. Başta da Tayyip.

Önemli olan Tayyip’in bakış açısı tabi. “Silivri’deki olay önemli, ama fabrika daha önemli” diyerek yolsuzlukları sıraya koyuyor Tayyip. Neye göre sıralıyor dersiniz? Demek ki Tayyip’in gözünde bazı yolsuzluklar aslında hak. İktidarın nimetleri olarak görüyor herhalde!

Deniz Feneri’nde sona gelindi mi?

Son haftalarda gündemi meşgul eden en önemli olay Deniz Feneri e.V. davasında Almanya için sona gelindi.

1999’da Almanya’da kurulan Deniz Feneri e.V.’nin 2002-2007 arasında topladığı 41 milyon 423 bin 158 Euro bağışın, bankadan yüksek meblağlarla çekilmesinin dikkat çekmesi üzerine durumun emniyete bildirilmiş ve ardından kara para şüphesiyle savcılığın harekete geçmesiyle Hessen Eyalet Savcılığı, Mehmet Gürhan, Firdevsi Ermiş ve Mehmet Taşkan’a dolandırıcılık, kara para aklama ve vergi kaçakçılığı suçlarından dava açmasıyla olay patlak vermişti.

Almanya’daki olayın Türkiye bağlantıları da gündeme gelmişti. Geçen haftadaki sayımızda da bu konuyu etraflıca incelemiştik. Sanıklardan Mehmet Gürhan Euro 7’nin müdürü olması ve Türkiye’deki Kanal 7 ile ilişkisi, Kanal 7’nin sahibi Zekeriya Karaman’a sanıklarca aktarılan yüklü miktarda nakit para, Deniz Feneri e.V.’nin Türkiye’deki Deniz Feneri Derneği ile bağlantısı ve aldığı bağışlar (8 milyon Euro), Zahid Akman’ın kuryeliği, para aktarılan şirketlerdeki ortaklıkları ortaya çıkmıştı.

İddiaların Tayyip’e kadar uzanması da onu çileden çıkartmış ve son zamanlardaki “öfke sanatı”nı kullandığı nutukları ve tehditleri başlamıştı.

Tayyip o kadar köşeye sıkışmış ki, denize düşen yılana sarılır misali “tüccar” kimliğinden midir nedir hemen bir pazarlık yolu bulmuş ve Alman Büyükelçisi Cuntz’la görüşmesinde, büyükelçinin tecavüzden tutuklu Alman vatandaşı Marco Weiss’ın durumunu sormasından hemen sonra Deniz Feneri davasını sormuş. Morco’ya karşı Deniz Feneri pazarlığı.

Öte yandan Tayyip’e yönelik iddialara cevap yetiştirmeye çalışan Arınç’ın seçtiği örnek de çok ilginç. Ne diyor Arınç: “Yani 100 YTL’ye hayatını pazarlayan bayanlar var. Bunun eline 10 bin YTL verseniz, ‘Ben toplumun en itibarlı saydığı kişiyle her gün bir arada oluyorum’ dese ne düşünürsünüz?…”

Nereden çıktı şimdi bu örnek. Yoksa Tayyip hakkında böyle bir iddia var da önceden önlem mi alınıyor?

Tayyip, sanıklardan Mehmet Gürhan’ı tanımadığını söylemiş, ama Gürhan’la çektirmiş olduğu fotoğraf ortalarda dolaşıyordu. Aynı şekilde Tayyip, Deniz Feneri Derneği’nin kimi açılışlarını şereflendirmiş(!), derneğin kamuya yararlı dernek statüsüne getirilmesini sağlamıştı.

Geçen süreçten bahsettikten sonra davanın sonucuna bakalım.

Davanın Almanya’nın en büyük dolandırıcılık olayı olduğunu ve asıl faillerin Türkiye’de olduğunu belirten Mahkeme Başkanı, 6 yıl hapsi istenen Mehmet Gürhan’a 5 yıl 10 ay, 3 yıl hapsi istenen Mehmet Taşkan’a 2 yıl 9 ay, 2 yıl hapsi istenen Firdevsi Ermiş’e de 1 yıl 10 ay hapis cezası verildiğini açıkladı. Ermiş bir buçuk yıldır tutuklu olduğu için serbest bırakıldı.

Almanya’daki dava sonuçlandıktan sonra Türkiye ayağına sıra geldi. Ankara savcısı da olayın Türkiye ayağı için soruşturma başlatmış durumda.

Paranın yollandığı kişilerle, parayı yollayan kişilerin hepsinin ortak noktaları var. O da Tayyip’le, AKP kadrolarıyla olan ilişkileri. Yine bir eş-dost durumuyla karşı karşıyayız yani. Hem de bu sefer ağ o kadar geniş ki yurtdışına bile sıçramış bir ağ. O bakımdan Türkiye ayağı AKP ve yolsuzlukları için yeni bir örnek daha sunabilir.

Almanya’da toplanan 41 milyon Euro’nun 17 milyonu Türkiye’ye, bunun da 8 milyon Euro’sunun Deniz Feneri Derneği’ne gittiği biliniyor. Ama kalan miktarın Türkiye’de nerelerde kullanıldığının ortaya çıkarılması gerekiyor.

Bu 41 milyon Euro’nun toplandığı yıllara bakıyoruz: 2002-2007

2002-2007 yılları arası Türkiye’ye bakıyoruz: AKP iktidarı!

Dava Almanya için bitmiş olabilir, ama Türkiye için yeni başlayacak.

İkinci Gaziantep vakası

Gaziantep’teki AKP yolsuzluğunun biri bitmeden diğeri başlıyor. İlk yolsuzluk örneği geçtiğimiz hafta bahsettiğimiz Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Asım Güzelbey’in yolsuzluğu. İmar protokolü üzerinde yapılan yolsuzluğun içeriği bir arazinin “ticari alan” ilan edilmesiyle ilgili MÜSİAD üyesi Eyyüp Göymen’den aldığı 700 bin YTL’lik bağışçık!

İkinci olay da yine arazi ve belediyece yapılan imar değişikliği sonucu “ticari alan” ilanı üzerine.

Olay şöyle gelişiyor. Söz konusu arazi 119.920 metrekarelik “antepfıstığı kültür sahası”. Yani tarım alanı. Alanın satışı yapılıyor ve metrekaresi 125 YTL’den sahiplerine ödemeler yapılıyor. Arsayı alan Nuri Üysen isimli iş adamı, aldığı arsayı iki gün sonra PD Three adlı Lüksemburg şirketine üzerine alışveriş merkezi yapılmak üzere 87,5 milyon YTL’ye satıyor. Tarım arazisine, alışveriş merkezi yapılacak. Ama alan ticari alan değil ki alışveriş merkezi yapılabilsin. Ama oluyor, çünkü şirket araziyi aldıktan 24 gün sonra arazi yapılan küçük bir değişiklikle “ticari alan” oluveriyor.

Olay Tayyip’e ve AKP’ye dokununca, Tayyip daha önce yaptığı gibi iş adamını tanımıyor. “Bizden bilgi alsalardı bu yanlışın içine düşmeyeceklerdi. Ama acaba hangi hesap var. Ben adamı hiç tanımam. Gaziantepli ve AKP’li diyorlar. Yazıklar olsun” diyor.

Tayyip adamı hiç tanımam diyor, ama iş adamı Nuri Üysen, 2004’te İskenderun’da AKP’den belediye başkan adayı olmuş. Adamın afişi bile var. Hadi afiş uydurma diyelim. Nuri Üysen’in başkan adaylığı 2004 Ocak ayında AKP Hatay Milletvekili Mehmet Soydan’ın da katıldığı toplantıda diğer adaylarla birlikte ilan edilmiş.

Mehmet Gürhan’ı tanımıyorum diyen Tayyip’in onunla fotoğrafı çıkmıştı ya, şimdi de Tayyip’in ben tanımıyorum dediği adam AKP’den belediye başkan adayıçıkıyor. Hem de adının altında ampullü afişiyle!

O zaman şöyle bir durum var. Partisinden bihaber Tayyip ülkeyi nasıl yönetiyor? Sorunun cevabı da burada… Yolsuzluğu yap, AKP’li belediyeleri partisel kalkınma aracı olarak kullan, ortaya çıkarsa “tanımam” de, tehditler savur.

Bu durumda akla ve hafızaya pek de gerek yok zaten!

Yoksula yardım diye diye…

AKP’nin bir yolsuzluk haberi de Kars, Iğdır, Ardahan’dan geldi. CHP’nin yerel seçim çalışmaları dahilinde bu illerde yaptığı çalışma sırasında hazırladıkları rapor Genel Başkan Yardımcısı Yılmaz Ateş’ten geldi.

Roporda üç ilin de ekonomisinin çökmek üzere olduğu ve yolsuzluk ve kayırmacılığın hat safhaya ulaştığının altı çizilirken, en büyük vurgunun yoksul ailelere dağıtılan kömür üzerinde yapıldığına dikkat çekiliyor.

İllerde belediye başkanları ve kaymakamların valilere durumu iletip 150 ton kömürün yeterli olacağını bildirmelerine rağmen, Erzurum’un Oltu ilçesine bu yıl AKP’li bir milletvekilinin çıkarıp sattığı 500 ton kömür gönderilmiş. Amaç milletvekili kazansın, yoksa yoksulların düşünüldüğü falan değil.

Geçen yıl da Posof ilçe merkezine gönderilen 180 ton kömürse dere yatağında bekliyormuş. Neden? Kullanıma uygun değilmiş çünkü.

Sadece birkaç ilden gelen bu haberler tek örnek değil tabi ki. AKP’nin seçim öncesi her yerde yürüttüğü kömür ve erzak yardımından acaba kaç milletvekili nemalanıyor? Parti olarak AKP’nin seçim başarısı bir yana, kendi ceplerine para girenler kimler?

Uyuşturucu kaçakçılığı da mı var?

AKP’de yolsuzluk bitmiyor. Almanya ayağından sonra Türkiye ayağının araştırılması için CHP’li Kemal Kılıçdaroğlu yaptığı bir toplantıda, davanın Türkiye ayağını araştıracak ve hesap soracak yürekli bir savcı beklediklerini söyledi.

Aynı toplantıda kendisine Almanya’da daha önce de Çiller hakkında uyuşturucu kaçakçılığı ile ilgili iddialar olduğu hatırlatılıp, Almanya Türkiye’nin iç işlerine mi karışıyor gibi bir soru yöneltilmiş.

Kılıçdaroğlu’ndan da cevap olarak ilginç bir ima gelmiş. Uyuşturucu kaçakçılığı ile ilgili Dengir Mir Mehmet Fırat’a özel soru sorulabileceğini söyleyen Kılıçdaroğlu, aynı sorusunu parti genel merkezindeki bir toplantıda da yinelemiş.

“Meclis’te yaptığım açıklamada Mir Mehmet Fırat’a bir soru yöneltmiştim. Acaba bu soruyu kendisi duymadı mı? Yoksa bir gazeteci arkadaşım kendisine sormadı mı? Sorumu yeniliyorum. Fırat’tan yanıt bekliyorum. Uyuşturucu konusunda bilgisine başvurmak istemiştik acaba o konuda ne söyleyecektir. Uyuşturucu kaçakçılığı ile ilgili kendisinin ortağı olduğu şirketle bağlantılı olarak bu soruyu sordum. Fırat’tan yanıtını bekliyorum. Niye suskun Sayın Fırat?”

İddialara ne cevap gelir göreceğiz.

İddia doğruysa, AKP-PKK ortaklığının bir yönünü daha öğreneceğiz. Ve de Kürt-İslam’ın gelirlerinden biri daha ortaya çıkmış olacak.

Elbette ki Fırat “yaptım” demeyecektir. Hele bir de iddia doğrulanırsa, belki o da Tayyip gibi yapıp, “ortağımı tanımıyorum” diyebilir.

Ya da Tayyip çıkıp “biz satıcı değiliz, içiciyiz” diyebilir. Tayyip bu, der mi der!

AKP iktidara geldiğinden beri, bu örneklerde olduğu gibi, Tayyip’ten, milletvekiline, bakanına, belediye başkanına ve parti başkanlıklarına kadar çeşitli yolsuzluk vakaları hep duyuldu.

Seçim öncesiyle ve de seçim sonrası kadrolaşmalarla birlikte değerlendirirsek; AKP açısından yolsuzluk, faşizmin bugünü ve geleceği için bir gelir kaynağı haline gelmiş durumda.

 

alıntıdır. http://skyturkvngenc.wordpress.com/page/4/

Mordağlar @2008


This entry was posted in Uncategorized. Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s