Hello world!

Welcome to WordPress.com. This is your first post. Edit or delete it and start blogging!

Posted in Uncategorized | 1 Comment

SİVAS KATLİAMI UNUTULMASIN

SİVAS KATLİAMINI UNUTMAYALIM UNUTTURMAYALIM

 

2 TEMMUZ 1993′TE SİVAS’TA, FAŞİST VE ŞERİATÇI GÜÇLERİN ELBİRLİĞİ İLE VE RESMİ OTORİTENİN SESSİZCE İZLEMESİYLE, 37 DEMOKRAT, YURTSEVER, DEVRİMCİ AYDIN VE SANATÇI KALDIKLARI MADIMAK OTELİNDE YAKILARAK KATLEDİLDİ.
SİVAS’TAN GELEN DUMAN VE YANIK İNSAN ETİ KOKULARI HALA GENİZİMİZİ YAKIYOR!

 

bilen bilir, bu katliamdan sonra, sivaslıyım dedikten sonra, bazısı sorar: "yananlardan mısın, yakanlardan mı" diye. yananlardan olduğum için, yananlardan olmayanlar, bu soruya nasıl cevap verirler hep merak ederim.
bir şehirdeki yananlardan olmayan herkesi, bir nevi zan altında bırakan bir katliamdır.

 yüzlerce yıl sonra, suratıma tükürüleceğini hissediyorum, böyle bir olay olmuş, yaşanmış, yakmışlar, yanmışlar.benim yaşadığım şu hayatta, bizim zamanımızda, bizim yaşlarımızda ve başka bir sürü insan. ne yapabiliyorum? utanıyorum, bunun için, bir şey yapamadığım için. herkes susuyor, müze yapmak deniliyor, şiir deniliyor, türkü deniliyor. yetmez, olmaz, bu dil ile karşı koyamayız artık diye bağırasım geliyor. tek kaldığımı hissediyorum susuyorum. neyiseki yaşıyoruz ve yakanlar da yaşıyor. bu dava mahşere bile kalmamalı.

 

ben çocukken hasret gültekin çalardı, muhlis akarsu çalardı evimizde. sevgi kuşun kanadında, ölüm başucunda derlerdi. yandılar sonra, ardlarında doğmamış çocuklar, gözü yaşlı çocuklar kaldı. günlerce çocuklar gibi ağlayan babam kaldı, babalar kaldı.
sordum, anlattılar. çocuk aklımla anlayabildiğim kadar anladım. o yıllarda her sivaslıyım dediğimde sorulan ”yananlardan mısın, yakanlardan mı?” sorusuna gerine gerine yananlardanım dedim.
çünkü yanmıştık. çünkü inançlı yürekleriyle, kavganın ateşlerinde yanmışlardı.

sivas’ta yitirdim,
33 goncaydı gülüm.
elimden aldı bak, ateşle ölüm.
bende dostlar ile, yere gömüldüm
çalardı sazım, söylerdi dilim
aldı onları aramızdan, ölüm….

yakanıyla,
yaktıranıyla,
merdivenden inmeye çalışan aydını  tekmeleyen polisiyle,
sorumlularını hala adam gibi yargılayıp cezalandıramayan adaleti ile,
bunu hala savunmaya yüzü olan adamcıklarıyla,
altına açılan kebapçısıyla…
türkiye’nin yüz karasının 16. yılı.

çok yıkanacağız daha. çok temiz sanacağız kendimizi. ama bu rezillik, bu katliam bırakmayacak peşimizi. bu ülke bu dünya üzerinde durdukça ruhları takip edecek orada yanan 37 kişinin ruhu. katliamdan utananları aydınlatırken, karartacak diğerlerinin hayatını o 37 ruh. ve o an bir şey yapamayan, yananları seyrederken ağlayan bizler belki biraz avunacağız bu sayede.

Saygıyla Anıyorum, ruhları şad olsun.

 Mordaglar 2009

Posted in Uncategorized | Leave a comment

BİRAZ DÜŞÜNELİM BİRAZ GÜLELİM

RAZ GÜLELİM VE DÜŞÜNELİM

 

YENİ 500’LÜKLER YOLDA

BATSIN BU DÜNYA

  YORUMSUZ

ANANI DA AL GİT AAAAA DENİRMİ AMA

İZAH ETMEYE GEREK VARMI SİZCE

Bİ İHALE DE BİZ KAZANSAKMI ACEP

BU EMEKLİLERE KIZIYORUM HA BAKIN BAŞBAKANIMIZ NE HALDE

KAPATMA DAVASINDA KARİZMA ÇİZİLMİŞ

YAKIŞMIŞLAR BİRBİRLERİNE PARDON YAPIŞMIŞLAR

ALLAH BÖYLE FELAKETLERDEN TÜM İNSANLIĞI KORUSUN

KADİR ABİ DE FENA DÖVER HA

BİRİ YER ÖTEKİ BAKAR KIYAMET ONDAN KOPAR

DÜNYA ÇAPINDA REKORTMENLERİMİZ VAR

YORUMSUZ

ANITKABİR ÖZEL DEFTERİ  (YORUMSUZ)

NE DİYELİM

 

PEKİ BUNLARA NE DİYELİM

EN İYİSİ BİZ 

  DİYELİM

CUMHURİYETİMİZİN İLK KADIN MİLLETVEKİLLERİ SAYGIYLA ANIYORUZ

 

 Mordaglar 2009

Posted in Uncategorized | Leave a comment

NİÇİN ULUSAL BAĞIMSIZLIK

 

TÜRKİYE ÜZERİNDE OYNANAN OYUNLAR VAR.

BU YÜZDEN ULUSAL BAĞIMSIZLIK

Türkiye Cumhuriyeti Devleti binlerce yıllık bir medeniyetin temsilcisi. Yer yüzü nün en güzel coğrafyasına sahip. İklimi, toprağı, denizleri, yer altı ve üstü zenginlikleriyle büyük bir potansiyeli var. Bol kaynaklara sahip bir ülke… Genç nüfusa, inançlı ve kararlı bir topluma sahip bir ülke. Çok azla çok üreten onurlu bir halk… Bu ülkeyi büyütmeye, onurlu bir gelecek hazırlamaya canini dişine takmış fedakar insanlara, ana-baba, nine-dedelere sahip bir ülke…

HER ŞEYİMİZ VAR.

FAKAT,

· Dış devletlerde itibar görmeyen bir ülke,
· Vize kuyruklarında, onuru zedelenen Türk Toplumu,
· Tarımı bitirilmiş. Ürettirilmeyen, ürettiği değerlendirilmeyen bir çiftçi kesimi,
· Hayvancılığı dışarıya verilen destek yüzünden maliyetini karşılayamayan aç kalan besicilerimiz,
· Sanayisi cılız, dışa bağımlı bir durumda olan sanayiciler,
· Asgari ücretle açlık sınırının altında yaşayan milyonlarca aile,
· Çocuklarına bakamayan yeni bir ayakkabı için 1 yıl bekleyen memurlarımız,
· Yaşlıları ve engellileri unutmuş itilmiş bir kesim,
· Üniversitelerde eğitim yapmaya giden gençlerimizin düştüğü zor durumlar,
· Gençlerimizin, çocuklarımızın gelecek kaygısı..
· Alim gücünün en aza inmesiyle aldığını satamayan esnaf ve tüccarlar
· Onuru zedelenmiş binlerce kadın ve erkek…
· Hırsızlık, gasp yapmak zorunda bırakılan vatandaşlar…
· Elektrik ve su parasını ödeyemeyen insanlar…
· Yaratılan binlerce sabıkalı insan…
· Alenen suça teşvik edilmiş bir toplum…
· Cahil toplum oluşması için uydurulmuş eğitim sistemi.
· Sağlık politikasının komedi olduğu ülke,
· Polisine, askerine yeterli bütçe ayırmayan zihniyet.
· Adaletine güvenmeyen, iyi zemin hazırlamayan siyaset,
· Fuhuşa zorlanan karni aç, elbisesiz, umutsuz kadınlar.
· Taşeron medyanın ürettiği sanal mutluluk…
– Baskı altında bilimsel bilgi üretmeye çalışan üniversiteler.
– Uyuşturucu batağında çırpınan çoluk çocuk
– Sefaleti kader olarak uygulayan acımasız vahşi kapitalizm.
· Kendi kültürünü yok saydırmaya çalışan AB zihniyeti…
· Türk olduğundan utanılması gerektiğini anlatan medya ve programları…
· Yaşaması pamuk ipliğine bağlı bir sektöre; turizme dayalı bir politika…
· Faizi için borç alan hükümetler zinciri…
· Malin insandan daha değerli olduğunu söyleyen yasalar…
· Hukuku, adaleti sosyal bunalımlar üreterek ortadan kaldıran zihniyet.
· Ev kirasına çalışan isçi, emekli, memur ve hazin son SOSYAL BUNALIM.
· AB hayaliyle satılan topraklar. Verilen tavizler… KÖLELIGE adim.
· CENNET TE CEHENNEM HAYATI… Bir çok olumsuzluk… BURADA BIR HATA VAR…

Sahip olduğumuz değerlerle yaşadığımız gerçekler arasında bir çelişki olduğu ortaya çıkmaktadır.

ÇÜNKÜ TÜRKİYE’Yİ TÜRK HALKI YÖNETMİYOR.

Siz eğer başka devletlerin insafına ve onların uluslararası siyasetine boyun eğmişseniz, onların çizdiği yoldan gitmişseniz sizin hakkınızda düşündükleri kadar başarılı olursunuz. Siyasi partiler yasasıyla Türk Halkı’nın iradesi parlamentoya yansıması engellenmiştir. Prenslik tablosu sunan siyasi partilerin
yönetimi partililerin iradesinde değildir. Genel başkanlık ve kurmaylarının sultanlığında yürüyen bir siyasi oluşum. O kişilerin de nasıl ve niçin geldiği de bilinerek… Sömürge zihniyetini gelişmişlik olarak kabul eden, dünyayı kendi eksenlerine sokmaya çalışan bir ABD ve AB zihniyetiyle dirsek temasa geçen parti üst yöneticileri. Kendi halkının taleplerini ve iradesini yansıtamayan bir siyasi yapı ve buna çanak tutan bazı, bir takım siyasi taşeronlar ve maşaları. Demokrasi gibi gösterilen sahte bir demokrasi ve bu sahte
demokrasinin getirdiği adaletsizlik, dengesiz gelir dağılımı. Ve koskoca bir halkın kandırılması… Dışarıdan icazetli bazı siyasetçiler, bazı medya kuruluşları, bazı tekelci sermaye ülkede el ele vererek bu ülkeyi nasıl teslim alırız hesabında. Avrupa birliği düşüncesini Türkiye’ye sanal olarak sunulması sağlanmış, ülkemizden alınacak tavizlerin hesapları yapılmıştır. Bir büyük devletin onuru düşünülmeksizin birçok iyi niyetli insanimiz da kandırılmış, bu hayalle ülke yönetilmiştir. Hatta egemenlik paylaşımı bile açıkça ilan
edilmiştir. ABD’nin oyuncağı ve maşası olarak, Türkiye’de oluşturulmaya çalışılan Kürt Devleti planlamasına seyirci kalınmıştır. Binlerce yıldır ayni kültüre sahip Türk, Kürt, Çerkez, Laz ve
diğerleri bir bütün oluşturmalarına rağmen, ortak nesil üretmelerine rağmen, ayrılıkçı fikirler üretilerek akıllara sokulmuştur. Bu da ABD’nin 2. Dünya Savaşı sonrası stratejisinden kaynaklanmaktadır. Doğu ve Güneydoğu’da bilerek yapılmayan yatırımlar, hırsızlık ve dolandırıcılığı özendiren bir sistem, aç bırakılan Türk Halkı ve yukarıda bahsedilen birçok siyasi girişim Türkiye Cumhuriyeti’ni bugünkü duruma sokmuştur. 60yildir uygulanan ABD stratejisi ve bunu uygulayan taşeron siyasiler ülkemizi hazin bir noktaya taşımıştır. AB rüyası ile verilecek, Kıbrıs, Güneydoğu, Ermenilere Kuzeydoğu, Rum Pontus adına Trabzon ve çevresi, Ege, Ekümenlik kabulü ile İstanbul. Sonra, Vücudu parçalanmış bir ülke
kalıntısı.

KURGU ŞU:

ABD ve diğer sömürgeci, kabalaistik zihniyetli devletler, bu devletlere hizmet eden o ülkedeki taşeronlar. Siyaset – medya – sermaye ve bu zihniyetlerin oluşturdukları güç Ardından o ülkedeki siyaseti yönetme ve oluşan parlamentoyu kendi güdümüne sokma ve istedikleri siyaseti uygulama. Türkiye’de de olduğu ve birçok ülkede olan durum gibi. Siyaseti ele geçirilmeyen ülkelere de fiziki müdahale ile girme. (Irak gibi…) Afganistan ve irak örnekleri gibi ölülere yaşatılacak olan sanal demokrasi… Kendi torunlarının ve çocuklarının tarih içinde silinmesini istemeyen, çocuklarının onurlu bir şekilde yaşamasını isteyen her Türk Vatandaşı bu sömürge zihniyetinin karşısında zeki ve cesur olmak zorundadır.

Ulusal Bağımsızlık Hareketi; Tam bağımsız bir Türkiye Cumhuriyeti için var olmuştur. Kendi ulusunun gelecekte var olma hakkini söylemek için vardır. Kendi ulusunun oluşturduğu bir siyasi yapının ulusuna hizmet edebileceğini söylemek için vardır. Ahmet’in, Ayşe’nin mutluluğu en az diğerlerinin ki kadar önemli olduğunu, söylemek için var olmuştur. Açlık, sefalet ve bunların getirdiği sosyal bunalımları hak etmediğimizi söylemek için var olmuştur. Kültürümüzün, Dünya’nın en köklü kültürlerinden biri olduğunu söylemek için, kendimize güvenmek gerektiğini söylemek için var olmuştur. Hiç bir mezhep, irk, sağcılık-solculuk iddiasında ve diktesinde bulunmadan "Türkiye Cumhuriyeti benim devletim ve bu devlet
çocuklarımın geleceğidir" diyen, hiç bir devletin himayesini kabul etmeyen bir düşünceler birliğidir.
Ay yıldızlı bayrağımızı namusumuzun örtüsü olarak gören bir anlayıştır. Hiç bir yabancı devletten, vakıf, dernek ya da şahıstan hiç bir surette maddi ve manevi destek almayı kabul etmeyen bir düşüncedir.

Gün ülkemizi, devletimizi, bayrağımızı, namusumuzu, ekmeğimizi,
onurumuzu savunma Günüdür.

http://www.ulusalhareket.net

  Mordağlar@2009

Posted in Uncategorized | Leave a comment

El Tayyip Nasıl umut Oldu

  yo rum suz

RTE’NİN YOLSUZLUKLARI

MEHMET BÖLÜK’ün "El Tayyip Nasıl umut Oldu?" adlı çalışmasından derleyen SELAHATTİN EROL

SUNUŞ

 

Değerli Vatandaşlarımız,

Son günlerde iki emekli generalin isimlerinin karıştığı yolsuzluk ve rüşvet iddiaları ilginç tepkilere neden oldu. Bu vesile ile milletvekillerinin DOKUNULMAZLIĞI konusunun tekrar gündeme gelmesi kimi çevrelerin yoğun tepkisine yol açtı. Beni bu emekli generaller hakkındaki iddiaları meşru göstermeye çalışmakla suçlayanlar oldu, yolsuzlukları savunduğumu iddia edecek kadar hezeyan içinde sayıklayanlar çıktı.

Yolsuzluklar konusunda bazı emekli TSK üyelerinin isimleri anıldığında dilleri çözülen, ama başta Başbakan olmak üzere kimi AKP'li milletvekilleri ve bakanların dokunulmazlık zırhına bürünerek gözlerden saklamaya çalıştıkları icraatları (!) söz konusu olunca "dut yemiş bülbüle" dönen bu tür samimiyetsizler ve ikiyüzlülerin, bilerek ya da bilmeyerek, aslında kimleri koruduğunun ortaya çıkması için, RECEP TAYYİP ERDOĞAN ile ilgili yolsuzluk iddialarını hatırlamakta yarar vardır. RTE ve onunla ilişkili olan kişilerin isimlerinin ne tür yasa dışı işlemlere karıştığının açıklıkla bilinmesi yolsuzluklarla ilgili bu tartışmada u*** açıcı olacaktır.

Bu nedenle eski CHP İstanbul İl Başkanı Sayın Mehmet Bölük'ün "Bizden Söylemesi, "EL TAYYİP NASIL UMUT OLDU ?" başlıklı çalışmasından "Recep Tayyip Erdoğan'ın Yolsuzlukları" alt başlıklı bölümü, "RTE'nin Yolsuzlukları" başlıklı bir dizi e-posta ile dikkatlerinize sunmak istiyorum.

Sn. Mehmet Bölük, Recep Tayyip Erdoğan'ın yolsuzluklarını şu şekilde özetliyor :

"Recep Tayyip Erdoğan'ın geleceği için yapılan tüm bu hazırlıklar İstanbul Halkı'nın cebinden çıkıyordu. İstanbullu şişirilmiş doğalgaz ve su faturalarıyla farkında bile olmadan Tayyip'e destek oluyordu. Onu iktidar yapmak için İETT otobüsleriyle fahiş fiyatla seyahat ediyordu. İSKİ ihalelerinden doğalgaz ihalelerine, METRO ihalelisinden İGDAŞ'ın ihalelerine kadar her yerden pis kokular geliyordu. Bilboard'lar, ağaç kampanyaları, kaldırım ihaleleri gibi tüm olaylar kamuoyuna yansıyor, ancak somut bir sonuç alınamıyordu. REFAHYOL' UN iktidar olması, Sayıştay'ın başında AKP Kocaeli Milletvekili ve Genel başkan yardımcısı (bugün Milli Savunma Bakanı'dır ! S.E) Vecdi Gönül'ün bulunması nedeniyle Tayyip adeta kollanıyordu. Yargıya intikal eden yolsuzluk dosyaları ise yasaların yetersizliği ve yargının ağır çalışması nedeniyle bir türlü sonuçlanmıyordu. Medya'nın yolsuzluklar nedeniyle yönelttiği sorulara ya 'iftira' ya 'komplo' ya da 'ispat edemeyen şerefsizdir' gibi beylik cevaplar veriliyordu."

Mehmet Bölük'ün 5.9.2002 tarihi itibarıyla kaleme aldığı bu çalışmada dile getirilenler, aradan geçen zaman dikkate alınarak okunmalıdır. Bu çalışmada dile getirilen kimi iddialarla ilgili olarak daha sonra hukuki süreç başlamış, ama adı geçen kişilerin milletvekili seçilmesi ve dokunulmazlığa kavuşmaları ile tamamlanamamıştır. "Recep Tayyip Erdoğan ile çıkar ilişkilerinin yarattığı AKP milletvekili adaylarını" da dizimizin ilerleyen aşamalarında açıklayacağım. Bu kişilerden bir kısmı şu anda TBMM üyesi olarak yasama görevini yerine getirmektedirler !

Dizinin son bölümünde de Tayyip Erdoğan döneminde belediye olanakları ile kökten dinci siyasetin nasıl finanse edildiğini göreceğiz.

Evet... Başlıyoruz...


1. "BILBOARD YOLSUZLUĞU...
İstanbul'un ana arterlerinde yer alan, büyük reklam ajanslarının gözdesi reklam panolarının kiralanması sırasında yapılan yolsuzluktur.

Recep Tayyip Erdoğan'ın en büyük taktiği, ihalelerin önce belediye şirketlerine (BİT'lere) verilmesi, oradan da kendi yandaşı kişi ya da firmalara aktarılmasıydı. Bilboard ihalesinde de aynı şeyi yaptı. Ulusal ve uluslararası reklam ajanslarının gözdesi 'Bilboard'lar (caddelere konulan büyük reklam panoları) önce belediye şirketi KÜLTÜR AŞ'ye kiralandı. Oradan da Nakşibendi tarikatı mensuplarının yönetimindeki İNTERPAN firmasına yıllık 30 milyar TL gibi komik bir fiyatla devredildi.

Bilboard ihalelerinde yolsuzluk yapıldığı gerekçesiyle temmuz 2002'de İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi'nde dava açıldı. Burada Recep Tayyip Erdoğan, Ali Müfit Gürtuna ve 25 belediye yöneticisi (bunlardan bir kısmı da AKP milletvekili adayı) yolsuzluk sanığı olarak yargılanıyorlar. Sanıklardan belediyenin zararı 100 milyon doları karşılamaları da isteniyor. İlk duruşma önümüzdeki günlerde yapılacak."

SORU 1: Bu 25 sanıktan kaçı milletvekili olmuştur ?
SORU 2 : İstanbul Ağır Ceza mahkemesinde açılan davanın sonucu ne olmuştur ?

2. "AĞAÇ YOLSUZLUĞU
İstanbul'a dikilen ağaçların alımından dikimine kadar yapılan ihalelerdeki yolsuzluklardır.

'İki milyon ağaç' kampanyası Tayyip'in en iddialı projelerinden biriydi. Ama her projesindeki gibi bunda da BİT'ler kullanılarak İstanbul halkı soyulmuştur. Ağaç alım, dikim ve bakım işleri önce belediye şirketi İSTAÇ'a verilmişti. İSTAÇ da bir başka belediye şirketi AĞAÇ AŞ'ye taşeron olarak devretmiş, AĞAÇ AŞ de siyasi yandaşları, kişi ve firmaları taşeron olarak kullanmıştı.

Türkiye'den ucuz fiyatla sağlanması mümkün olan ağaçlar İtalya'dan birkaç misli fiyatla ithal edilmiş, trilyonlarca liralık döviz kaybına yol açılmıştı. Ayrıca İstanbul'un iklim koşullarına uygun olmadığı biline biline binlerce ağaç ithal edilmiş, bu ağaçlar kuruyunca da Tayyip Erdoğan'ın emriyle gece yarıları yerinden söktürülmüştü.

Ağaç işleri ile ilgili yapılan soruşturmalar sonucunda 'görevde yetkisini kötüye kullandığı' tespit edildiyse de Recep Tayyip Erdoğan, beş yıllık zamanaşımı nedeniyle yargılanıp ceza almaktan kurtuldu."

SORU :  Bahse konu ağaçlar  neden İtalya'dan ithal  edilmiştir ?

3. "PERSONEL  TAŞIMA  YOLSUZLUĞU
Belediye ve bağlı şirketlerinin personelinin işe gidiş gelişlerini sağlamak için yapılan personel servisi ihalelerindeki yolsuzluktur.

İstanbul Belediyesi ve bağlı kuruluşlarının personelinin taşınma işleri Tayyip'in yakın arkadaşı Albayraklar şirketine verilmişti. Burada da akıl almaz yolsuzluk olayları yaşanmıştı. Danışıklı dövüş şeklinde yapılan bu ihalelere birkaç akraba şirket, bazılarına da sadece Albayraklar davet edilmişti. Sahte araba ruhsatlarının düzenlendiği müfettiş raporları ve savcılık iddianamelerine konu olan bu ihaleler % 2-3 gibi komik tenzilatlarla Albayraklar firmasına verilmişti.

Tayyip Erdoğan bu yolsuzların önemli bölümünden yakasını beş yıllık zamanaşımı nedeniyle kurtardıysa da, 1998'de yapılan iki ihale nedeniyle İstanbul 7. Asliye Ceza Mahkemesi'nde "ihaleye fesat karıştırmak"tan yargılanıyor. İlk duruşma bu ay içinde yapılacak."

SORU : Bu  davanın sonucu  ne olmuştur ?
Hazır söz ALBAYRAKLAR'dan açılmışken, bu ilişkilere ışık tutmaya yarayacak, Cumhuriyet gazetesinde çıkan iki haberi de yorumsuz olarak sunalım.

ÖZELLEŞTİRMENİN  GÖZDESİ  ALBAYRAKLAR - I

Ecevit  Kılıç -  Cumhuriyet -  6.11.2003
Başbakan Recep Tayip Erdoğan'ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde aldığı ihalelerle adını duyuran Albayraklar, AKP'nin iktidara gelmesiyle de özelleştirmenin vazgeçilmez şirketi oldu. Sümerbank Ereğli Tekstil, Balıkesir SEKA ve Trabzon Limanı'nı alan Albayraklar Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Albayrak ve kardeşlerinin de aralarında bulunduğu 11 kişi Büyükşehir Belediyesi'nden alınan ihalelere fesat karıştırmaktan mahkum oldu. Albayraklar'a da 1 yıl süre ile ihaleye girme yasağı getirildi. Ancak bu cezalar ertelendi.

Albayrak kardeşler, Mustafa Albayrak öncülüğünde 1980 yılında işe İstanbul'da minibüsçülük ve otobüsçülük yapmakla başladı. 1994 yılına dek yalnızca otobüsçülükle geçinen Albayraklar'ın işleri, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı'nı Recep Tayyip Erdoğan'ın kazanmasıyla açıldı. İlk önce belediyenin personel taşıma ihalesini alan Albayraklar'a daha sonra belediyenin çöp, inşaat ve metro ihaleleri de verilmeye başladı.

Temiz  Şehir Operasyonu
Albayraklar'a verilen bu ihalelerdeki usulsüzlük iddiaları üzerine İçişleri Bakanlığı, mülkiye başmüfettişlerini görevlendirdi. Aylar süren incelemeler sonucu, bu ihalelerde usulsüzlük tespit eden müfettişlerin raporu üzerine İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcılığı soruşturma başlattı. İstanbul DGM, 2001 yılında Organize ve Mali Şube Müdürlüklerine Albayraklar'a yönelik operasyon talimatı verdi. Albayrak şirketinin Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Albayrak, Tayip Erdoğan'ın danışmanları ve şu anda AKP sıralarında Mecliste olan bazı milletvekilinin de aralarında bulunduğu yaklaşık 100 kişi gözaltına alındı.

Bu kişilerden Mustafa Albayrak, Alican Balcı ve Nuran Erdoğan 19 Eylül 2001 tarihinde "çete kurmak", "zimmet" ve "dolandırıcılık" suçlarından tutuklandı. Soruşturma devam ederken DGM Yasası'nda değişiklik yapıldı. Yasa değişikliği ile "çete" davaları DGM kapsamından alınarak ağır ceza mahkemelerine verildi. Albayraklar dosyası da İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderildi. Albayraklar soruşturmasını tamamlayan İstanbul Cumhuriyet Savcıları Erolcan Özkan, Rasim Işıkaltın ve Hüseyin Yıldız, Mustafa Albayrak, dönemin İSKİ Genel Müdürü Veysel Eroğlu ve Erdoğan'ın danışmanı Necmi Kadıoğlu'nun da aralarında bulunduğu 70 sanık hakkında "çete" "zimmet" ve "dolandırıcılık" suçlarından dava açtı.

Sanıkların 3 ile 75 yıl arasında değişen ağır hapis cezalarına çarptırılmasının istendiği iddianamede, Erdoğan'ı "geleceğin başbakanı" yapmak amacıyla çete oluşturulduğu ifade edildi. Organize olarak ihalelere fesat karıştırıldığı ve şartnamelerin Albayraklar'ın menfaatleri doğrultusunda hazırlandığı iddia edilen iddianamede, "Siyasal ve sosyal görüşten kaynaklanan bir amaçla, cürüm işlemek için devasa bir teşekkül oluşturuldu" denildi.

Daha sonra Yargıtay'ın Erdoğan ve Ali Müfit Gürtuna hakkındaki dosyayı yerel mahkemeye göndermesi üzerine belediyenin eski yeni başkanları hakkında da dava açıldı. Bu dava bir süre sonra Albayraklar davası ile birleştirildi.

Dosyanın İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderilmesinin hemen ardından yapılan ilk duruşmada tutuklu sanıklar tahliye edildi. Gıyabi tutuklu sanıkların ifadeleri alınmaya gerek duyulmadan tutukluluklarının kaldırılması ise dikkat çekici idi.

Bir süre sonra davada sanık olarak yargılanan Erdoğan'ın partisi iktidara geldi. AKP'nin iktidar olmasının hemen ardından yapılan duruşmada mahkeme kara verdi.

Ceza  aldılar
Mahkeme heyeti, Mustafa Albayrak, kardeşleri Kazım ve Muzaffer Albayrak ile şirketin ihale bölümünde çalışan Hüseyin Yılmaz, Mehmet Sami Polat, Tamer Öztürk ve Osman Temur'un "ihaleye fesat karıştırmak" suçundan, Belediye'nin İhale Komisyonu'nda yer alan Basri Saygı, Mustafa Döner, Ömer Gaziler ve Beytullah Ateş'in de "görevi ihmal" suçundan 2 ay 27'şer gün hapis cezasına çarptırılmalarını kararlaştırdı. Daha sonra bu cezaları paraya çeviren mahkeme, sanıkların bir daha suç işlemeyeceklerine kanaat getirerek cezalarını erteledi.

Mahkeme Gürtuna'nın da aralarında bulunduğu 54 kişinin ise delil yetersizliğinden beraatına karar verdi. DGM'ce yapılan ve daha sonra yasa değişikliğiyle ağır ceza mahkemelerine gelen davaların hemen hepsi hâlâ sürüyor. Erdoğan ve Gürtuna'nın yargılandığı bu yolsuzluk davası ise jet hızı ile sonuçlandı.

Albayraklar davasında Erdoğan döneminde İstanbul Belediyesi'nde görev yapan ve daha sonra AKP sıralarında Meclis'e giren 6 milletvekilli de yargılanıyordu. Ancak dokunulmazlık kazanan Mustafa Açıkalın, Adem Baştürk, İdris Naim Şahin, Zülfü Demirbağ, Selami Uzun ve Mustafa Ilıcalı'nın dosyaları ayrıldı.

AKP  iktidarı  da  onlara yaradı
3 Kasım seçimleri sonucunda AKP'nin iktidara gelmesiyle Albayraklar'ın yıldızı iyice yükseldi. Erdoğan'ın Büyükşehir Belediye Başkanlığı yaptığı dönemde Albayraklar'ın da adı artık daha büyük ihalelerle anılmaya başlandı.

Albayraklar'a Türkiye'nin en büyük işletmelerinden olan Sümer Holding'e ait Ereğli Tekstil, Balıkesir SEKA ve Trabzon limanı verildi.

SEKA'yı  daire  fiyatına  aldılar
Özelleştirme kapsamına alınan Balıkesir SEKA yalnızca 1.1 milyon dolara Albayraklar'a satıldı. Fabrika ile birlikte ambardaki 4 trilyonluk yedek parça, her biri için ortalama 20 milyar değer biçilen 185 lojman, 2.8 trilyonluk enerji tribünü ve 47 iş makinesi de Albayraklar'a geçti. 1981 yılında 1 milyon 189 milyon dolara inşa edilen fabrikaya SEKA müfettişlerinin biçtikleri fiyat 51 milyon dolar.

Ucuza  kapatılan  liman
Albayraklar'ın özelleştirmeden aldığı üçüncü tesis ise Trabzon limanı oldu. İşletme hakkının 30 yıllığına özel sektöre devri için yapılan ihaleye 6 şirket katıldı. Elemeli turda 2 şirket elendi ve liman 21.3 milyar dolarla açık arttırmaya açıldı. 30 yıllık işletme hakkı 22 milyon 400 bin dolar Albayraklar'a verildi. Bu kararla 2002 yılında 2 trilyon 850 milyar kâr eden liman yıllık yaklaşık 1.1 trilyon liraya Albayraklar'ın oldu.


SEKA'YI İADE ETMİYORLAR

Coşkun Yaman -  Cumhuriyet  6.11.2003
Albayraklar AŞ mahkeme kararlarına karşı SEKA'yı iade etmedi. Selüloz İş Sendikası Balıkesir Şube Başkanı İsmail Deniz, yargı karaları uyarınca fabrikanın SEKA'ya verilmesi gerektiğini söyledi.

Yıllardır özelleştirme kapsamında bulunan Balıkesir SEKA 25 Mart 2003 tarihinde ihale ile satışa çıkarıldı. Başbakan Recep Tayip Erdoğan'a yakınlığı ve tartışmalı ihalelerle tanınan Albayraklar AŞ ihalede 1.1 milyon dolara teklif veren tek şirket oldu. Özelleştirme yüksek Kurulu da 13 Mayıs'ta bu ihaleyi onayladı. Ancak ihaleyi "peşkeş çekme" olarak nitelendiren ve fabrikanın 1800 dönümlük arazisi, 185 lojmanı, sosyal tesisleri ile değerinin altında elden çıkarılmak istendiğini vurgulayan Selüloz İş Sendikası, yürütmenin durdurulması istemiyle Bursa 2. İdare Mahkemesi'nde dava açtı. 24 Haziran'da fabrikayı devralan Albayraklar AŞ, 282 işçinin sözleşmesini feshedip, tazminatlarını ödedi. Bursa 2. İdare Mahkemesi 28 temmuz 2003'te, piyasa değeri 51 milyon dolar olan Balıkesir SEKA İşletmesi'nin 1.1 milyon dolara satılmasında kamu yararı ve özelleştirmenin amacına uygunluk bulunmadığı gerekçesiyle yürütmeyi durdurma kararı aldı. Oy çokluğu ile alınan kararda dava konusu işlemin açıkça hukuka aykırı bulunduğu, uygulanması durumunda giderilmesi güç zararlar doğacağı vurgulandı. Özelleştirme İdaresi Başkanlığı, bu karar üzerine üst mahkeme olan Bursa Bölge İdare Mahkemesi'ne başvurdu. Ancak bu itiraz da 18 Eylül 2003 tarihinde oybirliği ile reddedildi. Karar sonrası sendika, Albayraklar'ın fabrikayı SEKA'ya iade etmesi gerektiğini vurguladı. Ancak Albayraklar bu yönde herhangi bir adım atmadı. Selüloz İş Sendikası Balıkesir Şube Başkanı İsmail Deniz SEKA Genel Müdürlüğü'nün yargı karaları doğrultusunda fabrikayı geri almak için bir komisyon oluşturduğunu öğrendiklerini belirterek, "Ne var ki, bu komisyon bir türlü Balıkesir'e gelemedi. Sanıyorum hükümetten çekindikleri için bu işe cesaret edemediler" dedi."


4. "ÇÖP YOLSUZLUĞU
Toplanan çöplerin döküm alanlarına götürülmesi için açılan ihalelerde yapılan yolsuzluktur.

İstanbul'un çöplerinin aktarma merkezlerinden döküm alanlarına götürülmesi işi de yine BİT'ler kullanılarak yandaş firma Albayraklar'a verilmişti. İstanbul Belediyesi bu işi önce belediye şirketi İSTAÇ'a ihale etmiş ve İSTAÇ da Albayraklar ortaklığı iki şirkette vermişti. 1996 çöp taşıma ihalesi Albayraklar'a ait Sistem İnşaat ile Günaydın Kardeşler'e 7 trilyon lira bedelle verilmişti. Aynı iş müfettiş denetimleri sırasında 2002 yılı için ihale edilmiş, Albayraklar'ın teklif vermediği bu ihale 6.67 trilyon TL'ye Ceynak firmasın işi almıştır. İstanbul'un çöp işi tüm enflasyon artışlarına rağmen 6 yıl sonra bile daha ucuz fiyata ihale edilmiştir."

Not : Albayraklar'ın nasıl ihya olduğunun detayları örnekleri için bkz. "RTE'NİN YOLSUZLUKLARI- 3(PERSONEL TAŞIMA YOLSUZLUĞU)" başlıklı e-posta...

5. "AKBİL YOLSUZLUĞU
İstanbul'da ulaşımı kolaylaştırmak için uygulamaya koyulan elektronik entegre bilet sistemindeki yolsuzluktur.

AKBİL sisteminin kurulmasından, uygulamasına kadar her aşamasına yolsuzluk yapılmıştı. Türkiye için bir ilk olan "sanal ortamda hortumlama" da yine Tayyip Erdoğan dönemine rastlamaktadır. Elektronik ortamda verileri değiştirerek veya silerek trilyonlarca lira İstanbullunun cebinden hortumlanmıştı. Bir numaralı sanığın Recep Tayyip Erdoğan olduğu AKBİL davası halen Üsküdar 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nde devam etmektedir."

SORU : Bir numaralı sanığı Recep Tayyip Erdoğan olan bu davanın akıbeti ne olmuştur ?


6. "İGDAŞ YOLSUZLUĞU
İstanbul'un doğal gaz dağıtım şirketi İGDAŞ'daki şebeke inşaatlarından sayaç okumaya ve reklam işleri ihalelerine kadar yapılan bir dizi yolsuzluktur.

İstanbul'un doğalgaz şebekelerini ve dağıtımını yapan DOĞALGAZ TEKELİ konumundaki belediye şirketi İGDAŞ Tayyip Erdoğan döneminde büyük yolsuzlukların merkezi oldu. Şebeke inşaatları fahiş fiyatlarla yandaş şirketlere verildi. El kitabı basımından hikaye ve boyama kitabı basımına, sayaç okumadan kolonyalı mendil alımına kadar kadar yapılan ihalelerde yolsuzluk yapıldı. Tayyip'in düzenlediği propaganda toplantılarının finansmanı İGDAŞ tarafından karşılandı. Tüm bu yolsuzlukların faturasını İstanbul halkı fahiş doğalgaz faturalarıyla ödedi. Bu konularda açılan dava halen Eyüp Ağır Ceza Mahkemesi'nde devam ediyor."

SORU :  Bahse konu davanın  sonucu  ne  olmuştur ?


7. "KİPTAŞ YOLSUZLUĞU
İstanbul'un gecekondu sorununu çözmek üzere Mesken Gecekondu Müdürlüğü fonunda biriken paralar ile tahsis edilen arsaların KİPTAŞ isimli BİT'e verilmesi ve burada keyfi ihale ve uygulamalarla çarçur edilmesidir.

İstanbul'un gecekondu sorununa çözüm getirmek amacıyla kurulan Mesken Gecekondu Müdürlüğü mülkiyetindeki arsalar ile fonlar belediye şirketi KİPTAŞ'ın emrine verildi. Bu şirket de yandaş şirketlere verdiği ihalelerle yapsatçılık yaptı.

Ayrıca bu şirketin kasası, yandaş belediyelere borç para veren banka kasası gibi kullanıldı. İstanbul belediyesi şirketi KİPTAŞ Adapazarı'nda arsalar aldı, bu arsaların bir kısmını oradaki FP'li belediye başkanları ve politikacılara sattı. Sermayesi İstanbul halkına ait olan bu şirket tam bir çiftlik gibi yönetilmekte, gecekondu sorununun çözümü için ayrılan arsalar ve paralar çarçur edilmektedir.

Yaptırdığı sosyal konut niteliğindeki binalar kalitesizlikten oturulamaz durumda olan KİPTAŞ, 200-300 dolara villa satan "yapsat"çı durumuna geldi."

8. "İSKİ'DEKİ  YOLSUZLUKLAR
İSKİ altyapı inşaatları, araç kiralama, personel taşıma, personel kıyafet temini gibi ihalelerde yapılan yolsuzluklardır.

Recep Tayyip Erdoğan döneminde İSKİ de yolsuzluk ve usulsüzlüklerle yandaş kişi ve kuruluşları zengin etmek amacıyla kullanıldı. 119 ihaleden sadece 5'i gazete ilanıyla duyuruldu. 114 ihale yandaş şirketlerin davet edilmesiyle gizli olarak yapıldı. İstanbul'daki inşaat şirketleri yetmiyormuş gibi Gaziantep ve Kayseri gibi illerden yandaş şirketler ihalelerin yıldızı oldular. Araç kiralamadan personel servisine kadar birçok ihale, davet ve pazarlık gibi yöntemlerle gizli olarak yandaş firmalara verildi.

İSKİ'deki yolsuzluklar nedeniyle, bir yandan İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılama devam ederken, bir yandan da İçişleri Bakanlığı Mülkiye Başmüfettişleri'nin incelemeleri devam ediyor."

SORU : İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki bu davanın akıbeti ne oldu ?


9. "METRO YOLSUZLUĞU

İstanbul Metrosu'nun  elektro-mekanik ihalesinde  yapılan  yolsuzluklardır.
İstanbul Metrosu inşaatına Nurettin Sözen döneminde başlanmıştı. Kazı işleri devam ederken Tayyip Erdoğan, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına seçildi.

Sözen, metronun elektro-mekanik ihalesini de yapmış ancak zarfların açılma işini yeni başkana bırakmıştı. Tayyip zarfları açtı ve fiyatları pahalı buldu, tekrar ihale düzenlendi. İhaleyi Siemens- Simko- Garanti-Koza konsorsiyumu kazandı, ancak Tayyip 7 ay sonra sudan sebeplerle bu ihaleyi de iptal etti. Bu olaya tepki gösteren Almanlar Tayyip Erdoğan'ın bu ihaleyi yakınlarına vermek için iptal ettiğini açık açık söylediler. İhale üçüncü kez yapıldı ve ihale Tayyip'in yakını Albayraklar'ın ortak olduğu konsorsiyuma kaldı.

Tayyip Erdoğan dönemi İstanbul Belediyesi bürokratlarının Metro ihalesindeki yolsuzlar nedeniyle İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılanmaları sürüyor. Tayyip'in de bu olayda "görevde yetkisini kötüye kullandığı" tespit edildiyse de, suç tarihi 23 Nisan 1999'dan önce olduğu için "Rahşan affı" olarak bilinen erteleme yasasından faydalanarak yargıdan yakasını kurtardı."

SORU : İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki bu davanın akıbeti ne oldu ?


10. "KİRALIK ARAÇ YOLSUZLUĞU
İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve BİT'lerde araç kiralama işlerinde yapılan yolsuzluklardır.

Tayyip Erdoğan, binek araçlarını kiralama yöntemiyle temin ederek yeni bir uygulama başlattı. Kiralamaların yandaş şirketlerden yapılabilmesi için her türlü tedbir alındı. Örneğin, İstanbul Belediyesi araba kiralama ilanını Milli Gazete'nin İzmir baskısına verdi, işi eski MSP'li Bakan Hasan Aksay'ın oğlu Mehmet Emin Aksay'ın Ankara firması aldı. Belediye İstanbul'da, ilan İzmir'de, işi alan firma Ankara'da !..

Ayrıca Kiralamalarda fahiş fiyatlar uygulandı. Örneğin sıfır kilometre Renault Spring'in fiyatı 330 milyon TL iken, araba için bir yılık kiralama bedeli olarak peşin para 312 milyon TL kira bedeli ödendi !.. 18 milyon daha ödeseler araba belediyenin olacaktı !..

Tayyip Erdoğan bu konuda da yargıdan yakasını "Rahşan Affı" sayesinde kurtardı."

11. "SİNEK İLACI  YOLSUZLUĞU...
İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından karasinek ve sivrisinek ile mücadele için gerekli ilaç alımında yapılan yolsuzluklardır.

Recep Tayyip Erdoğan ve Ali Müfit Gürtuna haklarında İstanbul Belediyesi tarafından kara sinek, açık alan karasinek, sivrisinek ve biyolojik lavrasit ilaçlarının alımında tek ürüne ve tek firmaya yönelik ihale şartnamesi hazırlamak suretiyle ihaleye fesat karıştırıldığı gerekçesiyle İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi'nde dava açıldı"

SORU :  Bu  davanın  akıbeti  ne  oldu ?


12. "ÇAMUR BARAJI YOLSUZLUĞU
Haliç'ten çıkarılan çamurun baraj sahasına taşınması sırasında yapılan yolsuzluklardır.

Haliç ıslah çalışmaları sırasında çamur naklşinin yapıldığı boruların döşenmesinde Bayındırlık Bakanlığı fiyatlarının 50 misli fiyat ödenmesi, bu ödemenin yanlışlıkla yapılamayacak kadar büyük olması nedeniyle İstanbul belediyesi ile yüklenici firma gizli pazarlıklar olduğu gerekçesiyle İstanbul Ağır Ceza dava açıldı."

SORU :  Bu  davanın  akıbeti  ne oldu ?
 
13. "SAZ  ARKADAŞLARI !..
(Aşağıdaki liste 5 Eylül 2002 itibarıyla hazırlanmıştır. Bugün bu listede adı geçen bir çok isim milletvekili ve bakan olarak TBMM'de görev yapmaktadırlar !.. S.E )

Recep Tayyip Erdoğan döneminde görev yapan ancak bugün çoğunluğu yolsuzluk sanığı olan İstanbul Belediyesi bürokratları,

- BİT  Genel  Müdürleri,
- İlçe Belediye  Başkanları
- Belediye  Müteahhitleri,
- Yakın  dostları
1. İDRİS NAİM ŞAHİN : AKP Kurucular Kurulu üyesi... İstanbul Belediyesi eski genel sekreteri. İstanbul üçüncü bölge 5. sıra milletvekili adayı. AKBİL ve ALBAYRAK davaları sanığı...

2. MEHMET MUSTAFA AÇIKALIN : İstanbul belediyesi eski genel sekreteri. AKP İstanbul 3. bölge 13. sıra milletvekili adayı. AKBİL, ALBAYRAK ve İGDAŞ davaları sanığı.

3. AKİF GÜLLE : AKP Genel Başkan Yardımcısı. İstanbul Belediyesi eski Personel Daire Başkanı. Amasya 1. sıra milletvekili adayı. BILBOARD davası sanığı.

4. A. HİLMİ GÜLER : AKP Genel Başkan yardımcısı. İstanbul Belediyesi eski danışmanı. İGDAŞ eski murahhas azası. Ordu 1. sıra milletvekili adayı. İGDAŞ davası sanığı.

5. ADEM BAŞTÜRK : İstanbul Belediyesi eski genel sekreteri. AKP Kayseri 5. sıra milletvekili adayı. ALBAYRAK ve İGDAŞ davaları sanığı.

6. HÜSEYİN BESLİ : İstanbul Belediyesi eski basın danışmanı. AKP İstanbul 1. bölge 10. sıra milletvekili adayı. İGDAŞ davası sanığı.

7. HAMZA ALBAYRAK : İstanbul Belediyesi eski Teftiş Kurulu Başkanı. AKP Amasya 2. sıra milletvekili adayı.

8. NEVZAT PAKDİL : İETT eski Genel Müdürü. AKP Kahramanmaraş 2. sıra milletvekili adayı.

9. MEHMET ALİ BULUT : AKP Kurucular Kurulu üyesi. İSTOn Eski yönetim kurulu üyesi. Kahramanmaraş 5. sıra milletvekili adayı.

10. MİKAİL ASLAN : İstanbul Belediyesi eski Mesken Gecekondu Müdürü. AKP Kırşehir 2. sıra milletvekili adayı. AKBİL davası sanığı.

11. MEHMET MEHDİ EKER : İstanbul Belediyesi eski Veteriner Müdürü. AKP Diyarbakır 6. sıra milletvekili adayı.

12. ZÜHTÜ DEMİRAĞ : İstanbul belediyesi eski Yol Bakım Müdürü. AKP Elazığ 3. sıra milletvekili adayı. ALBAYRAK davası sanığı.

13. MUSTAFA ILICALI : İstanbul Belediyesi eski APK Daire başkanı. AKP Erzurum 4. sıra milletvekili adayı. ALBAYRAK davası sanığı.

14. ALİ MAZAK : İstanbul Belediyesi eski Mezarlıklar Müdürü. AKP Mersin 6. sıra milletvekili adayı.

15. SELAMİ UZUN : İstanbul Belediyesi eski Kontrol Daire balkanı. AKP sivas 6. sıra milletvekili adayı. ALBAYRAK davası sanığı.

16. LOKMAN AYVA : İstanbul Belediyesi eski Özürlüler Koordinasyon Müdürü. İstanbul 3. bölge milletvekili adayı.

17. BİNALİ YILDIRIM : İstanbul deniz Otobüsleri eski Genel Müdürü. Yakınlarına usulsüz büfe kiraladığı söylentilerinden sonra GÜRTUNA tarafından görevden alınmıştı. AKP 1. bölge 6. sıra milletvekili adayı.

18. AYHAN BÖLÜKBAŞI : İstanbul Belediyesi'ne ait SPOR AŞ'nin eski Genel Müdürü. İstanbul 3. bölge 21. sıra milletvekili adayı.

19. GÜLSEY EROL : İstanbul Belediyesi Hamidiye Suları AŞ. eski genel müdürü. AKP İstanbul 1. bölge 13. sıra milletvekili adayı.

20. MEHMET SEKMEN : Kartal eski Belediye başkanı. AKP 1. bölge 11. sıra milletvekili adayı.

21. RECEP KORAL : Gaziosmanpaşa eski Belediye Başkanı. AKP İstanbul 2. bölge 12. sıra milletvekili adayı.

22. YUSUF TÜLÜN : Sarıyer eski Belediye başkanı. AKP İstanbul 2. bölge 15. sıra milletvekilli adayı.

23. YAHYA BAŞ : Güngören eski Belediye başkanı. AKP İstanbul 3. bölge 11. sıra milletvekili adayı.

24. NUSRET BAYRAKTAR : Beyoğlu eski Belediye Başkanı. AKP İstanbul 1. bölge 7. sıra milletvekili adayı.

25. ALİ İBİŞ : Eski FP Belediye Meclis üyesi. Tayyip Erdoğan dönemi FP İstanbul İl Yönetim Kurulu üyesi. Belediye müteahhidi. AKP İstanbul 1. bölge 9. sıra milletvekili adayı.

26. NURETTİN CANİKLİ : REFAHYOL dönemi İstanbul Defterdar vekili. AKBİL için gerekli iznin O'nun döneminde verildiği söylenmektedir. ALBAYRAKLAR grubu Mali koordinatörü. AKP Kurucular Kurulu üyesi. AKP Giresun 1. sıra milletvekili adayı.

27. MEHMET VECDİ GÖNÜL : AKP Kocaeli milletvekili. Tayyip Erdoğan döneminde İstanbul Belediyesi denetimleri sırasında Sayıştay başkanı idi. Erdoğan'ın partide en güvendiği ve saygı duyduğu kişilerden.

28. ZEKİ ERGEZEN : AKP Bitlis milletvekili. Tayyip Erdoğan'ın yakın dostu. Yakınları İGDAŞ'ta doğalgaz işi KİPTAŞ'ta da toplu konut yaptılar.

29. RESUL TOSUN : ALBAYRAKLAR grubuna ait Yeri Şafak gazetesinin köşe yazarı. Tokat 4. sıra milletvekili adayı.

30. HAYATİ YAZICI : Tayyip Erdoğan'ın avukatı. AKP İstanbul 2. bölge 5. sıra milletvekili adayı.

31. FATİH RECEP SARAÇOĞLU : İstanbul Belediyesi'ne iş yapan müteahhit firmalardan ERTE inşaatın sahibi. AKP 1. bölge 17 sıra milletvekili adayı.

32. SAİM BAĞBARS : İstanbul Belediyesine iş yapan müteahhit firmalardan AY-SA ve EN-SA'nın sahibi. İstanbul 1. bölge 21. sıra milletvekili adayı."

14. "ERDOĞAN DÖNEMİNDE  BELEDİYE  OLANAKLARI  İLE  KÖKTENDİNCİ  SİYASET !..
1. MÜSLÜMAN KARDEŞLER ÖRGÜTÜ İLE İLİŞKİLER : Uluslararası İslamcı terör örgütlerine destek sağladığı bilinen merkezi Mısır'daki Müslüman Kardeşler Örgütü'nün temsilcileri belediye kasasından, İstanbul halkı cebinden karşılandı. Bu örgütün Ürdün sorumlusu Mohammed ASHMAWEY ile Mısır sorumlusu Hasan HUVAYDİ, İstanbul Bakırköy'deki Holiday Inn otelinde kaldılar, masrafları İstanbul Belediyesi şirketlerinden ULAŞIM AŞ tarafından ödendi. Bu olay İçişleri bakanlığı tarafından belgeleriyle tespit edildi.

2. MÜSLÜMAN TOPLULUK BİRLİĞİ : Recep Tayyip Erdoğan, 28-29 Mayıs 1996'da İstanbul'da "Müslüman Topluluklar Birliği Konferansı" düzenledi. Necmeddin Erbakan'ın açılış konuşmasını yaptığı bu toplantıya katılan yabancı Müslüman ülkelerin delegelerinin 180 000 dolar tutarındaki İstanbul Eresin Oteli faturasını İGDAŞ ödedi. Tayyip'in yaptığı İslamcı toplantıyı İstanbul halkı doğalgaz parası olarak finanse etti.

3. ULUSLARARASI İSLAM BİRLİĞİ KONFERANSI : Erdoğan Nisan 1997'de "Uluslararası İslam Birliği" konferansı düzenledi. Masraflar yine İstanbul Belediyesi tarafından karşılandı.

4. TAKSİM MEYDANINA CAMİ : RTE başkanlığı sırasında sürekli kökten dincilere mesaj verdi, siyasi ortamı germek pahasına onların hoşuna gidecek eylemlerde bulundu. Taksim Meydanı'na cami yapma projesi de bu eylemlerden biriydi. Taksim Gezisi'ne cami yapmak üzere o alanın kenarındaki dükkanların boşaltılması için tebligatlar bile çıkarıldı. Ancak görevden alınması üzerine bu proje ortada kaldı.

5. SİLAHLI KUVVETLER'DEN ATILANLARA KUCAK AÇTI : İrticai faaliyetleri nedeniyle, MGK kararıyla Silahlı Kuvvetler ile ilişiği kesilen subay ve astsubaylara Erdoğan sahip çıktı. Kökten dinci kesimlere 'ben ordudan korkmuyorum' mesajı vererek puan toplamaya çalıştı. Ordu'dan atılmış 58 subay ve astsubay Erdoğan döneminde Belediye kadrolarında yer aldı.

6. ATATÜRK'E HAKARET EDENLERE KADRO : Atatürk'e hakaret ettiği için kesinleşmiş, mahkeme kararı ile hüküm giymiş kişiler de Erdoğan tarafından sahiplenildi. Camilerde Atatürk düşmanlığı yapan imamlardan sözde bilim adamlarına kadar bir çok kişi İstanbul Belediyesi'nde işe alındı. Bu kişiler İstanbul halkı tarafından beslendiler. Erdoğan'ın danışmanı, Atatürk'e hakaret suçundan 1.5 yıl hüküm giymiş Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma da bu kişilerdendi.

7. UĞUR MUMCU MAHALLESİ : İsmi nedeniyle Yakacık'taki toplu konut bölgesi "Uğur Mumcu Mahallesi"ne İSKİ su bağlamadı. İETT otobüs seferi koymadı. Yollar yapılmadı. İSKİ Genel müdür mahalleliye "isminizi değiştirmezseniz size su yok" dedi. Olay basına yansıdı, valilik el koydu ve uzun mücadelelerden sonra sorun çözüldü

  alıntıdır:http://newsgroups.derkeiler.com/Archive/Soc/soc.culture.turkish/2006-01/msg00862.html

  Mordağlar@2009

Posted in Uncategorized | Leave a comment

YORUMSUZ

‘Çok gizli’ olmayan darbe

Türkiye uzun süredir darbe hazırlıkları söylentileriyle sarsılıyor.

Ortalık günlükler, belgeler, silah ve mühimmatlar ile geriliyor.

Yeni bir bilim dalı (!) haline gelen çakma ihtilâl uzmanları televizyonlarda ahkâm kesiyor.

Gazeteler ise yanlı haberlerini boncuk bulmuş gibi halka sunuyor…

Peki tarihimize hatta dünya tarihine baktığımız zaman böylesine göstere göstere yapılan bir ihtilal planı var mı yoksa işin doğası gereği gizlilik ön planda mı?

***

Hafta sonu yakın bir dostumun tavsiyesi üzerine 27 Mayıs askeri müdahalesini yapan, ardınan Milli Birlik Komitesinde ve daha sonra Senato’da hizmet eden ‘deneyimli darbeci” Albay Sami Küçük’ün “Rumeli’den 27 Mayıs’a” isimli kitabında bir darbenin ne kadar gizli ve dar bir kadro ile baskın gibi yapıldığını birinci ağızdan okudum.

Aynı şekilde 1971, 9 Mart cunta girişimini emekli binbaşı Erol Bilbilik’ten ve o zamanların MİT görevlisi Mahir Kaynak’tan da defalarca dinleyerek başarısız bir girişimin nasıl önlendiğini biliyorum.

12 Mart Muhtırası, 12 Eylül1980 ihtilali, 28 Şubat postmodern darbesi ise malumunuz…!

***

Peki ya 1969 yılının 1 Eylül’ünde Kaddafi ve onun izindeki genç subayların “Kudüs operasyonu” adı verilen bir operasyonla Libya’yı ele geçirmeleri… Libya’da Kaddafi darbe yaptığı zaman Libya Kralı İdris Bursa’da tatildeydi.

Nâsır, Mısır’da darbe yaptığı zaman Kral Faruk olan bitenden hiç haberdar değildi. Sadece Kral Faruk mu? O zamanlar Mısır, İngilizler için çok önemliydi. İngiliz istihbaratı bile Albay Nasır darbe yapınca çok şaşırmamış mıydı?

Suriye’deki darbeler ise komedi filmi gibi değil miydi? Her altı ayda bir başka general ya da albay darbe yapıp bir öncekini deviriyordu. Bu süreç Hafız Esat’ın (Savunma Bakanı), genç bir adam olan Cumhurbaşkanı’nı devirip bir daha gitmeyecek şekilde onun yerine oturmasına kadar devam etti.

Darbecilerin en çok korktuğu şey başka bir darbecinin onu devirmesidir. Pakistan ise bu bakımdan iyi bir labaratuar değil midir?

En trajikomik darbe ise Liberya’da oldu. Sergeant Do adında bir “çavuş” darbe yaptı ve bir yıla yakın ülkeyi idare etti; tabii güzelim ülkeyi de mahvetti.

Bu arada tabii ki bizim darbe mağduru(!) Cumhurbaşkanımız Demirel’i hatırlamazsak olmaz. Demirel ne demişti “Başbakanlığa bağlı MİT Tanzanya’da olacak darbeyi on beş gün önceden bana haber verirdi ama Ankara’da altımızı oymuşlar, onu söylemezdi”

Yani MİT bile size bağlı olsa konu “darbe” olunca istihbaratınız eksik kalır, kalmaya mahkumdur.

Yani darbe gizli olur…Hem de “çok gizli!”

***

Şimdi bizim gündemdeki darbecilere(!) bakınca ne kadar acemi, hatta beceriksiz, gizlilikten bihaber olduklarını görüyoruz. Mümkün müdür?

Yine Sami Küçük’ün kitabında darbenin yapılacağı zaman orgeneral Cemal Gürsel’in İzmir’e gittiğini ve bu da örgütte huzursuzluk yarattığını, başlarında bir general olması isteklerini dayattıklarını ve bu nedenle de Korgeneral Cemal Madanoğlu’nun Cemal Gürsel Ankara’ya gelene kadar Milli Birlik Komitesi’ne fiilen başkanlık yaptığını yazıyor.

Oysa Ergenekon kapsamında gözaltına alınan askerlerin neredeyse tümü general düzeyinde!!!

Kim kimi, nasıl kandırıyor, bilemiyorum…

Ancak tarihte hiçbir şey gizli kalmamıştır.

***

Turan Yavuz’un ‘Çuvallayan İttifak’ kitabında, 1 Mart tezkeresinin meclisten geçmediği haberini alan ABD’li bir yetkilinin Pentagon’daki ofisinden Türkiye’deki arkadaşını telefonla arayarak, bağırdığını yazar. “Söyle onlara, bize üç darbe borçları vardı. Böyle mi ödenir bu borç!..”

Böyle mi ödenir?

 

 
Posted in Uncategorized | Leave a comment

SAHTE BELGE TARTIŞMASI (YORUMSUZ)

12 Eylül, AKP, CHP ve Devrimci Yol

Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) uzun bir süredir ‘’Asker darbe yapacak” korkusu yayıyor. Kim tarafından, nasıl ve ne zaman yapılacağı bilinmeyen ‘’darbe heyhulası’’ demokratik sistemlerin vazgeçilmez unsuru olan muhalifleri hedef alıyor. AKP ve medyası, hükümeti eleştiren her kesime yaftayı asıyor: ‘’Bunlar darbeci, bunlar Ergenekon’un fikir babası…’’

AKP ve medyası, hükümetin yanlışlarına itiraz eden kesimleri ‘’darbeci’’ ilan ederken, kendisini de ‘’demokrat’’ olarak konumlandırıyor. Bu yalan, ne yazık ki; soldan devşirilen ve kendilerine ‘’liberal’’ adını veren faşistler aracılığıyla dolaşıma sokuluyor.

Oysa ki; AKP demokrat da değildir, darbe karşıtı da… AKP, bizzat askeri darbelerin ürünüdür. Özellikle 12 Eylül cuntacısı Kenan Evren, AKP’nin öncülleri olan, RP ve FP gibi gerici partilerin kurumsallaşması ve büyümesinde önemli rol oynamıştır. Eline Kuran’ı Kerim’i alarak yurt turlarına çıkan Evren, din derslerini zorunlu hale getirerek, hem Sünni eğitimi dayatmış, hem de laikliğin kırıntılarını dahi yok etmiştir. ‘Sol’un karşısına ‘’sağcı – dinci’’ yapılanmayı koyan Evren ve arkadaşlarının izlediği yol, Türkiye’nin 30 yılına mal olmuştur. Ödenen bedelin ne zaman biteceği ise belli değildir…

AKP ve öncülleri, bu gerçeği bilmelerine rağmen, özellikle son yıllarda Fethullah Gülen’den aldıkları destekle güya ‘’darbeye karşı’’ymış gibi söylemler üretiyorlar. AKP – FG ortaklığı, önlerinde tek engel olarak gördükleri Türk Silahlı Kuvvetleri’yle yapacakları son hesaplaşmaya hazırlanırken, ellerindeki medyayı da sonuna dek kullanıyorlar.

Kendilerinden başka herkesi ‘’darbeci’’ ve Ergenekoncu’’ ilan eden bu ortaklık, Kenan Evren’e ise toz kondurmuyor. Son birkaç yıldır, ‘’askeri darbe’’ye karşı olduklarını her fırsatta yineleyen bu ortaklık, Evren’e dair tek bir olumsuz söz etmiyor. Yarattıkları darbe heyhulası ile muhalifleri sindirme operasyonu yapan, bu arada ‘’Fethullah Gülen’i de demokratik siyasi yapı içinde meşrulaştırmaya çalışan’’ AKP – FG ortaklığı, Kenan Evren’den bir türlü vazgeçemiyor.

Bunun en somut kanıtları şu:

AKP yedi yıldan bu yana ‘’iktidar’’ olduğu halde, Kenan Evren ve arkadaşlarını koruyan Anayasa’nın Geçici 15. Madde’sini kaldırmaya dahi yanaşmadı.

Bu madde, 12 Eylül 1980’de darbe yapan ve Türkiye’yi ‘’Açık Hava Hapishanesi’’ne çeviren cuntacıları koruyor.

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın salı günü grupta yaptığı konuşmayla yeniden gündeme gelen ‘’12 Eylül’le hesaplaşalım’’ çağrısı bu yüzden AKP için bir ‘’samimiyet testi’’ne dönüşüyor. 12 Eylül’de tutuklanan ve siyaseten yasaklanan Baykal, ‘’Elini tutan mı var?’’ diyerek, AKP’yi güreş minderine çekiyor.

Ancak AKP’nin darbeyle hesaplaşabilmesi mümkün değil. Bir kere; AKP yukarıda da özetlediğimiz gibi, kendisini var eden yaşam koşullarının ‘’askeri darbe’ler sayesinde oluştuğunu biliyor. 12 Eylül Anayasası’nın koyduğu hükümleri kaldırmayan, yüzde 10 barajına ‘’hayır’’ demeyen, ‘’zorunlu din dersi’’ saçmalığını sürdüren AKP, cuntacıların bu ‘’icatları’’ndan da ‘’vazgeçemez.’’ Çünkü; 12 Eylül’le hesaplaşma, bunların tamamını içerir. Bu kadar ‘’özgürlük’’ ise AKP’ye fazla gelir…

AKP, ‘’darbe olacak’’ demogojisiyle ‘’işi idare ederken’’ Baykal’ın çağrısına cevap vermez, veremez. Zaten bunun ilk işareti bugünkü Sabah Gazetesi’nden geldi. Sabah Yazarı Ilıcak, ‘’Şimdi 12 Eylül’le hesaplaşma zamanı değil’’ dedi. Ilıcak’a göre, ‘’Şimdi darbe yapmak isteyenlerle hesaplaşılmalı’’ymış. Baykal’ın sözlerini bir daha hatırlatmakta fayda var: ‘’Ne duruyorsunuz, elinizi tutan mı var?’’

12 Eylül’ün mağduru Deniz Baykal’ı dahi ‘’darbe destekçisi’’ ilan eden AKP ve medyası, yalan ve demogoji üzerine kurduğu siyasetini başarılı bir şekilde yürütüyor.

2007 yılının Temuz ayında konuştuğum Baykal, bir sorum üzerine, ‘’Bana bu yakıştırmaları yapmalarını anlayamıyorum. Darbecilerden en çok çeken kurumların başında geliyoruz. Siyaseten yasaklandım, evime hapsedildim, partimiz kapatıldı’’ demişti. AKP bunu bilmesine rağmen, başta CHP olmak üzere, tüm muhalefet partilerini ‘’Darbeci’’ ilan etmekte sakınca görmedi.

‘Darbe karşıtı’’ olduğunu her fırsatta yineleyen AKP, 12 Eylül’ün mimarı Kenan Evren’le ilişkilerini ise ‘’üst düzey’’de yürüttü. AKP’li Meclis Üyeleri, ‘’Kenan Evren’in adını sokaklardan silelim’’ diye önerge veren CHP’lilerin tekliflerini reddetti. Eski AKP’li yeni Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, 12 Eylül cuntacısı Kenan Evren’i Çankaya’da ağırladı. Evren ve Gül, baş başa güzel saatler geçirdi.

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, geride bıraktığımız ay, Manisa’da ‘’Mehmet Altan İlköğretim Okulu’’nun açılışını Kenan Evren‘le birlikte yaptı. Arınç ve Evren, burada birlikte hayli vakit geçirdi. Arınç’ın neşesi, yüzünden okunuyordu.

‘’Darbe karşıtı’’ AKP medyası bu fotoğraflar üzerinden hiçbir eleştiri getirmedi. ‘’Ne oluyor?’’ sorusunu soramadı. Çünkü; bilinçaltlarında Evren’e hep bir minnet vardı. Bu yüzden, geride bıraktığımız cumartesi günü İzmir’de kıyılan nikah da AKP medyasında ‘’haber değeri’’ görmedi.

Bu ‘’haber’’ neydi?

‘’Başbakan Erdoğan, İşadamı Rıza Akça’nın kızı Ayşe Akça ile Dr. Hakan İlgün’ün nikah törenine katıldı. Nikahın şahitliklerini Başbakan Erdoğan ile 7. Cumhurbaşkanı Kenan Evren yaptı.’’

Görüldüğü üzere, ‘’AKP’nin üç atlısı’’ Gül, Erdoğan ve Arınç, ‘’gerçek darbeci’’ Evren’le bir pek bir mutlular…

Şimdi gelelim, Baykal’ın çağrısına:

‘’AKP 12 Eylül’le hesaplaşabilir mi?’’

Bu sorunun çok basit bir cevabı var: Hesaplaşamaz… AKP’nin eğer böyle bir niyeti olsa, bir kere 27 yıldır süren Devrimci Yol (DEV – YOL) Davası’nın düşürülmesi ve sanıklarından ‘’özür dilenmesi’’ için girişimde bulunurdu. Zira; ‘’darbe hukuku’’nun somut göstergesi olan ve binlerce insanın mağdur edildiği dava önümüzdeki günlerde karara bağlanacak. ‘’Darbe koşulları’’nda açılan ve hukuki hiçbir zemine dayanmayan bu dava, sözde ‘’sivil’’ hükümet döneminde sonuçlanacak. Belki de birçok insan, yeniden cezaevine girmek zorunda kalacak. AKP bu davayı düşürecek yasal düzenlemeleri yaptığı taktirde, 12 Eylül’le hesaplaşabilmenin ilk adımını atabilir.

Hepimiz biliyoruz ki; AKP’nin bunu yapabilecek ‘’gücü’’ var.

Peki ama niyeti var mı?

Bunu hep birlikte göreceğiz… Bakalım, ‘’darbe karşıtı’’ olduğunu söyleyenler, “12 Eylül hukuku” ile hesaplaşabilecekler mi?

 
 
Mordaglar 2009
Posted in Uncategorized | Leave a comment